Semazen Akademik sayfalar hakkında düşünceleriniz?
İdare eder, Güzel, Daha güzel olabilir, Çok güzel, Çok Kötü
REKLAM ALANI
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şems-i Tebrizi'nin Evrensel Mesajları
Kazım Öztürk
20 Mart 2011

Allah'a hamd ü senalar olsun, 5. Kitabım; “ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN EVRENESL MESAJLARI”isimli kitabım NÜVE Kültür Merkezi'nden çıktı.

Mevlana haftası sebebiyle Mevlana'ya yön veren değişik boyutta  bir dervişi anlatmak yararlı olur düşüncesiyle kaleme alınmıştır. Mevlana demek, şems demek, Şems demek Mevlana demektir. Kitaptan birbölümü sizinle paylaşmak istiyorum;

Şems-i tebrizi Kimdir?

 BİR GARİP DERVİŞ

En büyük dervişin şeyhi o garip derviş.
Dünyaya ününü vermiş,
Kendini kenara koymuş,
Mevlana'ya yön bulmuş,
Şems isimli bir garip derviş.

Mevlana'nın çağdaşı o,
Aşıkların yoldaşı o,
Dostlukların sırdaşı o,
Tasavvufun yandaşı o,
Şems isimli bir garip derviş.

Kimse tarafından anlanamadığı,
Hallacı Mansur gibi kavranamadığı,
İnsanlara bir türlü yaranamadığı,
Şems isimli bir garip derviş.

582 (1186) yılı civarında Tebriz'de doğdu. Adı Muhammed'tir. Daha çok Şemseddin, Şemsü'l Hak ve'd-din, Şems, Şems-i Tebrîzî lakaplarıyla anılır. Babası Ali bin Melikdad (Melik Davud), ticaret maksadıyla Horasan'ın Bezer vilayetinden Tebriz'e gelip yerleşen bir kumaş tüccarıdır. Devletşah, Şems'in İsmaili daisi ve Hasan Sabbah'ın halefi olan Kiya Büzürgümmid'in neslinden Alamut valiliği yapmış Havend Celaleddin Nevmüselman adlı bir zatın oğlu olduğuna dair bir rivayeti aktarır.

Makalat-ı Şems-i Tebrizi'de ve ondan naklen Menakıbü'l Ârifin'de Şems'in çocukluk ve gençlik yıllarında gizemli bir hayat sürdüğü, yüksek manevi kabiliyetlere sahip olduğu, çokça riyazatta bulunduğu, sema yaptığı, çeşitli müşahedelere mazhar kılındığı, medrese eğitiminden uzak durduğu zikredilir.

Şemseddin (Şems), yaratılışta üstün vasıflarla bezenmiş, Allah vergisi yüksek bir istidat ve kabiliyetle doğmuş Allah Âşıklarından, ilahi aşk şarabıyla başı dönmüş hakikat ve mana ehli erenlerdendir. Coşkun, hareketli, duygu ve düşünce bakımından daima ileriye bakan ve zamanının değer ölçülerini aşan bu harika çocuk, bize kendini şöyle anlatır;

“henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı, 30-40 gün hiçbir şey yiyemezdim, istekten kesilirdim, günlerce açlığa, susuzluğa katlanırdım.

Ali ibni Melikdad oğlu Şems al-Din Muhammed, tahminen 1180 veya daha önce Tebriz'de doğdu. Çocukluk çağını nasıl ve nerede geçirdiği hakkında fazla bilgi mevcut değildir. Ancak Makalat isimli eserinde ipuçları bulunmaktadır. Şems henüz çocuk iken bazı olağanüstü hallere sahipti. Öyle ki babası bile onu anlayamazdı. Şems bu durumu Makalat'ında şöyle anlatır; “ bu duacı, küçüklükten beri acayip olaylarla karşılaşıyordu. Kimse bu halimi bilemezdi. Babam bile bu durumumu bilmezdi. Bana bir gün dedi ki, “ sen yoksa deli misin? Hangi yoldasın bilmem? Nefsi terbiye edecek riyazetin falan yok” diye sitemde bulunurdu. Ben kendisine şunu söylerdim; “ senin ile olan ilişkim, bir ördek yumurtasını tavuk altına koyup kuluçkaya yatırmaya benzer. Kuluçka devresi bitince civciv çıkar. Büyüyünce ırmağın kenarına gider gitmez, suya atlar fakat annesi tavuk olduğu için bunu yapamaz, ırmağın kenarında kalakalır. Şimdi babacığım ben, deniz ile haşir neşir oldum. Bu su, benim vatanım ve halimdir. Eğer sen de benim gibi isen, o zaman gel gir bu suya. Yoksa git tavukların yanına.” Babam dedi ki; “eğer senin dostlarına davranışın bu ise, düşmanlara neler yapmazsın”.

Yine Şems'in Makalatı'ndan şu olayı öğrenmekteyiz; “sırlardan bahseden bir deli vardı. Onu sınamak amacıyla bir eve kapatırlardı fakat o yine de dışarı çıkardı. Bir gün babam bana darılmıştı ve öfkelenerek benim hakkımda bazı kimselerle konuşuyordu. Tam bu sırada o deli geldi ve yumruklarını havaya kaldırarak babama ikazda bulundu. Beni işaret ederek şöyle dedi; “Yoksa bu çocukla mı uğraşıyorsun? Seni kaldırıp su akan suya atarım.” Nehir bir fili bile götürecek güçteydi. Sonra adam bana dönerek; “Hoşça kal” dedi ve bana saygı ile eğilip selam verdikten sonra oradan uzaklaştı.

Ben babama nafile olan ibadetlerimi gösteremezdim. Batıni halimi ve dünyamı nasıl gösterebilirdim? Babam iyi huylu ve asalet sahibiydi. İki söz söylerdi, sakalına kadar gözyaşları akardı fakat âşık değildi. İyi huylu olmak başka, âşık olmak başkadır.

Şems, çocukluğundan beri Allah'a içten âşıktı ve aşkından dolayı yemeye içmeye pek rağbet etmezdi. Bu halini Makalatı'nda şöyle anlatır; “henüz büluğ çağına erişmemiştim ki otuz veya kırk gün aşkımdan dolayı yemek yemezdim ve eğer yemekten bahis açılsa reddeder, yüzümü çevirirdim. Bazen de bana verilen yiyeceği kibarlık olsun diye reddetmeyip yenime saklardım. Bendeki bu nazlanma ayıbı, babam ve annemden dolayı idi. Mesela bir gün kedi sütü döktü ve tası da kırdı. Babam yanımda kediye bir şey demedi ve bana da kızmadı. Sadece gülerek, “yine ne yaptın? Hayırdır? Böyle olmasaydı, ya bana, ya annene, ya da sana bir şey olurdu. Allah bize acıdı da bu kadarla atlattık” dedi.

Şems, ciddi bir eğitim görmüş, Arap ve fars dili ve edebiyatına vakıftı. Ayrıca, Simya, Astronomi, Astroloji, Mantık, Fıkıh ve Kelam ile felsefeye tam hakimdi ancak bu bilgileri kendine saklardı.

Bağdat, Şam, Halep, Belh, Kayseri, Sivas, Aksaray, Erzurum ve Erzincan'a giderek Allah dostu ve ilim adamlarının sohbetlerine katıldı. Onlarla ilginç yorumlar yaptı. Çok gezdiği için, “Şems-i Pervane” (Uçan Şems) denilmiştir.

Sipehsalar'ın ifadesine göre Şems, tüccar kıyafeti giyer, kervansaraylarda ikamet ederdi. İçinde hasırdan başka bir şey olmayan hücreye içinde çok kıymetli eşya varmış gibi büyük bir kilit asardı. Hayatının büyük bir kısmını ibadet ederek ve yer yer gezerek geçirirdi. Kimi zaman okullarda hocalık yapar, bazen de şalvar uçkur örerek geçimini temin ederdi. Onun kutsal ve gizemli bir kişiliği vardı. Onu ancak Mevlana keşfedebildi. Ondan sonra da onu kimse tanıyamadı.

  Ahmet Eflaki'nin, Âriflerin Menkıbeleri isimli eserine göre Tebriz şehrinde Şemseddin'e; “Şems-i Perende yani uçan Şems” derlermiş. Bu lakabın ona, çok gezmesinden ve sık sık zamane âriflerini ziyaret için şehirlerarasında dolaşmasından dolayı verildiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca ona manevi mertebesi ve ergin âriflerden sayılması dolayısıyla; “Kâmil-i Tebrizi” de denilirmiş. Ama bunun, hem büyük ârif Şemseddin Muhammed'in, hem de başka bir Şemseddin'in lakabı olduğu anlaşılmaktadır.

Şems-i Tebrizi, bazı yanlış görüşlü tetkikçilerin sandığı ve bize tanıttıkları gibi, basit bir Batıni dervişi değildir. O yüzyılların yetiştirdiği büyük mürşitler arasında üstün vasıflarla yaratılımış eşsiz bir âriftir. Böyle olmasaydı, Mevlana gibi zahir ve batın ilimlerinde yüksek derecelere ermiş, zamanında müedrrislik ve müftilik mertebelerine yükselmiş seçkin bir insanı, tanrısal bir aşk ve iştiyak ateşiyle tutuşturabilir miydi? Mevlana'ya, bütün normal hayatını bir tarafa iterek, işini, gücünü, medresesini ihmal ettirerek, ona mana âleminin pencerelerini açan bu Tebriz güneşi, bu Türk velisi olmuştur. Şu halde, bu nitelikte ve bu yetenekte olan ulu bir ârifin; bayağı bir Batıni dervişi olamayacağı, onun, gönlü yüce hakikatlerle dolu bir irfan ve irşat kaynağı olduğu şüphesizdir.

Makalat'tan anlaşıldığına göre, Tebrizli Şemseddin'in (Şems-i Tebrizi); zamanında en yüksek İslâmi bilgilerden; Tefsir, Hadis, Felsefe ve Kelam bilimlerinde de yeter derecede ilerlemiş olduğunu ve dört mezhebin fıkıh esaslarına da âşina bulunduğunu, bu cümleden olarak Şafiilerin meşhur beş kitabından “Tenbih” adlı eseri de incelediğini gösteriyor. Şems'in; Arap edebiyatı ve Filolojisinde de üstün bir bilgiye sahip olduğunu anlıyoruz.

Şems, Tebriz'de Ebubekir Sellebaf (Sepetçi Ebubekir) adında bir mürşitten ders almıştır. Bütün velilik niteliklerini onda bulmuştur ama kendisinde, şeyhinin göremediği ve hiç kimsenin farkında olamadığı bir şey vardı ki onu ancak Mevlana Celaleddin görebilmişti.

Şems çocukluk günlerinde; Allah'ı, melekleri, yerlerde ve göklerde birçok olayları görür, herkesi de kendisi gibi sanırmış. Ama sonradan anlamıştır ki bunları başkaları göremiyor. Şeyh Ebubekir de bunları herkese söylemesini yasaklamıştır.

Şems-i Tebrizi, uzun süre Tebriz'de şeyh Ebubekir Sellebaf'ın hizmetinde bulundu. Büyük bir olgunluk ve erginlik mertebesine erdi ama onu daha fazla olgunlaştırmak, şeyhinin takati üstüne çıkınca Ebubekir, insaf ve takdir yoluyla ona artık bu olgunlaşmanın daha ileri mertebesini başka yerde aramasını tavsiye etti. Seyahate çıkmasına izin verdi. Şems, önce Kirmanlı Şeyh Evhadüddin'in piri Secaslı Şeyh Rukneddin'e, sonra da Tebrizli Şeyh Sahabeddin Mahmud'a gitti. Zamanın büyük mürşidlerinden de çok feyiz aldı. Daha sonra zamane şeyhlerinin önderi sayılan Centli baba Kemal'e başvurdu. Ondan da faydalandı. Mevlana ile buluşuncaya kadar, ilk üstadı Ebubekir Sellebaf'ın hatırasını daima saygıyla andı. Onu hiç unutamadı.

“Cennet Bahçeleri”nin yazarı Kerbelalı Hafız Hüseyin, Şems'in şeyhi Ebubekir Sellebaf hakkında şöyle der; “eli vergili (Cömert) ve çok üstün yaratılışlı, seçkin bir zattır.” [1]

[1] Kazım ÖZTÜRK, Şems-i tebrizi'nin Evrensel Mesajları, NKM Konya, Aralık 2010, s. 77

 

Makaleler
MEVLANA’NIN ADALET FELSEFESİ  -Dr. Ergin Ergül  (07 Aralık 2017)
NÛR ORDUSU  -Ahmet ŞAHİN  (20 Mayıs 2016)
HAZRETİ PEYGAMBERİN YAKINLARI  -Ahmet ŞAHİN  (22 Nisan 2016)
Mevlânâ'ya Göre Evlilik ve Aile  -Prof. Dr. Abdulhakim Yüce  (23 Şubat 2013)
Hz. Mevlâna’nın Eğitim Anlayışı  -Muhammed ACIYAN  (19 Ekim 2012)
Mevlana’nın Şemaili Hakkında Yanılgılar  -Muhammet ACIYAN  (12 Temmuz 2012)
İstanbul'da Mevlevîlik  -Ekrem Işın  (22 Haziran 2012)
Türk Edebiyatında Edebî Tefekkür Anlayışı  -Ahmet ŞAHİN  (20 Mayıs 2012)
Şihabüd-din Sühreverdi  -Semâ Âdabı  (07 Ocak 2012)
MESNEVÎ’NİN ÖNSÖZÜ VE DİBACESİ  -Tahir-ül Mevlevî  (06 Ocak 2012)
TAHiR-ÜL MEVLEVÎ, HAYATI VE ESERLERi  -Sadi Aytan  (06 Ocak 2012)
TASAVVUFÎ ŞİİR  -Ahmet ŞAHİN  (03 Ocak 2012)
Mevlevî Müziği ve Sema'  -Hakan Talu  (01 Ocak 2012)
Mevlana Perspektifinden Hukuk Devleti İlkesi  -Ergin Ergül  (13 Aralık 2011)
Mevlana Perspektifinden Stratejik Düşünce  -Ergin Ergül  (13 Aralık 2011)
MEVLÂNÂ’NIN ESERLERİNDE İNSANIN MANEVÎ GÖRÜNÜŞLERİ  -PROF. DR. KERİM ZEMANİ  (13 Aralık 2011)
SONSUZLUK SUSKUNLUĞUMDA SAKLI!  -Hatice Sedef Ergül  (11 Aralık 2011)
SIRR-I MA‘NEVÎ - İnceleme-Metin  -Dr. Ekrem BEKTAŞ  (03 Kasım 2011)
Kur'ân'ın Mânevî Bir Tefsiri Mesnevi  -Doç. Dr. Hüseyin Güllüce  (14 Temmuz 2011)
MEVLANA’DA ÜZÜM  -R. Bahar AKARPINAR  (20 Mayıs 2011)
EHLİYET VE LİYAKAT KAVRAMLARI  -Gülgün YAZICI  (20 Mayıs 2011)
SÜLEYMAN BELHÎ AİLESİ VE SON MEVLEVÎ POSTNİŞÎNLERİ  -Yrd. Doç. Dr. Yusuf ÖZ  (19 Mayıs 2011)
AŞK BAHÇESİNİN İNLEYEN BÜLBÜLÜ: YAMAN DEDE  -Hatice Sedef Ergül  (08 Mayıs 2011)
MİLLÎ SECİYYE  -Ahmet ŞAHİN  (08 Mayıs 2011)
YÂ RESÛLULLAH!..  -Ahmet ŞAHİN  (18 Nisan 2011)
BATI DÜNYASINDA MEVLÂNA ÜZERİNDE YAPILAN ÇALIŞMALAR  -Prof. Dr. Mehmet AYDIN  (12 Nisan 2011)
MESNEVİ TERCÜMESİNİN MUKADDİMESİ  -Eva de Vitray Meyerovitch (Havva Hanım)  (12 Nisan 2011)
Mevlana Öğütlerinin Sosyal Açıdan Önemi  -Kazım ÖZTÜRK  (20 Mart 2011)
MEVLANANIN TEFEKKÜR DÜNYASI  -Kazım Öztürk  (20 Mart 2011)
Hz. MEVLANA'DA ASK  -Dr. Mehmet ÖNDER  (13 Ocak 2011)
MEVLÂNÂ VE DEVLET ERKÂNI  -Can ALPGÜVENÇ  (31 Aralık 2010)
KÂİNÂTIN GÜLÜ’NE  -Ahmet ŞAHİN  (30 Aralık 2010)