




I. MİLLİ MEVLÂNA KONGRESİ
AÇIŞ KONUŞMASI
Prof. Dr. Halil CİN
Selçuk Üniversitesi Rektörü
Üniversitemiz tarafından düzenlenen I. Milli Mevlâna Kongresi'nin bir amacı evrensel bir hüviyete kavuşmuş olan Büyük Türk Filozof ve Mutasavvıfı Mevlâna Celâleddin-i Rûmi'nin ilmî felsefesi ve edebi şahsiyeti üzerinde yapılmış olan araştırmaları tartışmak ve bu büyük Türk Mutasavvıfı gerçekten tanıyıp, tanıtabilmeye hizmet etmektir. İkinci olarak ilmî araştırmalar ve kültürel tetkiklerle yedi yüzyıl öncesine kadar giderek, bu aziz
Kültür Tarihimizin belli başlı simalarını kongrelerin ciddi atmosferi içinde ele alarak günümüz aydınlarına tanıtmak ilim ve irfana hizmet olduğu kadar, milli benliğimizi bulmanın da en etkili çarelerindendir.
Türk Kültürünün mihverini teşkil
Mevlâna bu idrak içinde insana değer vermiştir. Mevlâna'nın nazarında en büyük ayıp, sanatından ve günlük meşgalesinden dolayı birisini hakir görmektir. Ancak, musahipliğine seçtiği insanlar hangi zümreye mensup olurlarsa olsunlar, gayet halûk, son derece hassas, ruh heyecanına ve olgunluğa sahip kimselerden idi. Yalnız eşraf, esnaf ve hatta avamdan işçiler değil, en felâketli devirlerini yaşayan Selçuk sarayı bile aralarında bulunan bu müstesna yaradılışın maneviyatına ve dünya meselelerine bakışına büyük değer veriyor ve üzerine titriyordu. Belki hiç bir saray o zamana kadar ne bir velinin, ne bir şairin, ne bir âlimin bu kadar candan bir alâka ve hürmetle sevildiğine şahit olmamıştır.
Mevlâna, Mesnevisinde insanın madde ve mânâ bütünlüğü içinde düşünülmesi gereken üstün bir varlık olduğu temasını ana konu olarak işler. Duyguları, düşünceleri, ihtiyaç ve temayülleriyle insana daima gerçekçi gözle bakmıştır. Mesnevi insanı beşeri karakteristiği içinde kemâle erdirmenin reçetesini sunmak hedefindedir. Temaşaya büyük kuvvet verdiği için Mevlâna'da duygu ve estetik vasıf da galip vasıftır. Mevlâna, tasavvufda mantık ve diyalektiği terk etmez. Mevlâna insanı sadece subjektif cephesiyle değil; aynı zamanda kâinata hükmedici objektif yönüyle de inceler; bu bakımdan onun mesajına belli bir zaman dilimine münhasır, modası geçmiş fonksiyonunu yitirmiş öğütler manzumesi gözüyle bakılamaz. Mevlâna tasavvufunun Anadolu'daki Muhyiddin-i Arabî tesirleri karşısındaki nezaketini bazı mütehassıslar, Mevlâna tasavvufunun daha çok estetik bir mahiyet arzetmesine atfederler. Bununla beraber sırf estetik ve psikolojik manzarasıyle mütalâa edildiği zaman bile Mevlâna'nın Türk tefekkürü tarihinde oynadığı çok büyük rolü tasdik, etmemek mümkün değildir.
Mevlâna sadece sûfî bir şair gözüyle görülmemelidir. O tasavvufi şiiri insanın bedenî ve ruhî kabiliyetlerini en ideal manâda, değerlendirmesi için bir hikmet ve hakikat vasıtası olarak kullanmıştır. Mesnevide en komplike konular çok sadece bir metodla ele alındığından hemen her seviyedeki insanın idrak kapasitesiyle mütenasip olarak çıkarabileceği sonuçlar ve faydalar vardır. Mevlâna'da Allah sevgisi ulvileştirilmiş olan hudutsuz bir ihtirastır. Mevlâna'daki Allah sevgisi huzûr ve sükûnunu kaybetmiş olan ruhlara selamet vermek ve onları hayata bağlamak ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Gerçekten de Anadolu Selçuklularının son devrinde Türk âlemi siyasî noktadan az çok bu vaziyet ve ihtiyaç içindeydi. Cengiz istilası, haçlı saldırıları, Anadolu'nun parçalanmaya doğru gidişi bu mistik havanın kuvvetlenmesi için önemli âmillerdi.
Mevlâna kendi çağında erişilmez bir yıldız gibi parlamıştır. Mevlâna Tasavvufa da terk-i dünya anlayışıyla bakmamış, dünyayı ebediyyet sırrına ermenin en vazgeçilmez vasıtası olarak görmüştür. Parıltısı bugünkü özel ve resmi hayatımıza kadar ulaşan bu tasavvuf yıldızından alacağımız bir ilham vardır. Bu ilham, bizi, bencil ihtiraslardan, hasis menfaatlerden arınmış bir ruhla, saf bir tevhid imanının ruhumuza yayacağı aşk ile vatan sevgisi ve kardeşlik, hoşgörü ile Türk Milletinin bölünmez bütünlüğünün muhafazası için daha büyük bir azimle çalışmaya sevketmek olmalıdır. Zira çağının sosyal ve siyasal bakımdan değerlendirilmesini bilen akıl sahibi hiç bir kimse inkâr edemez ki, bugünün siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel gerçekleri içinde tevhid imanını hür bir şekilde ifade etmek de, o imanla hayatını vicdan hürriyeti içinde tanzim etmek de ancak Türk Devlet ve Milletin birlik ve bütünlük içinde gelişmesi ve büyümesini sürdürmesiyle mümkündür. Türk devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü dediğimiz zaman, bugün, insan olarak, Türk olarak, müslüman olarak aziz bildiğimiz her şeyin ancak bağımsız Türk Devletinin hudutları ve millî kültürümüzün yapısı içinde muhafaza edilebileceği inancını da ifade etmiş oluyoruz. Bugün Türk ve müslüman kardeşlerimize Bulgaristan'da reva görülen içler acısı muamele bu hakikatı bir defa daha bize idrak ettirmiştir.
İslâmiyetin tevhid imanında tehditkâr bir hasımdan başka bir hakikat görmek istemeyen ve Türk tarihine nefretten başka bir duyguyla yaklaşmaya muvaffak olamayan istilacı güçlerden Türk vatanını kurtaran Atatürk, Türk Milletinin mayasına girmiş olan İslâmiyete ne büyük bir hizmet yapmıştır!
İmparatorluğun maddi ve mânevi gücünün çökmesi sonucu hürriyetimiz, namusumuz ve aziz bildiğimiz her şey ile birlikte İslâmiyet de tehlikeli günler içine girmişti. Atatürk milli iradeyi harekete geçirerek Türk Milletinin hür ve bağımsız yaşaması için milli bir Türk Devletini hedef ittihaz etti. Açıktan açığa ve ordularla karşımıza gelerek olmasa bile milli bütünlüğümüzün ve tevhid imanının düşmanları bugün de çoktur. Düşmanların parçalayıcı, bölücü faaliyetlerini, milli Kültür kalesi ile korunmuş ve Mevlâna'dan süzülüp gelen sevgi, kardeşlik, engine hoşgörü hisleri ile birleşmiş olarak boşa çıkarmamamız zorunludur. Türk Milleti buna muktedirdir. Çünkü onun mayasında tarihinden gelen mertlik, kahramanlık ve cengâverlik ruhu ile ilâhi kaynaktan gelen tevhid imanı birleşmiş ve her türlü zor şartlarda fışkırmaya hazır bir potansiyel meydana gelmiştir. İstiklâl Harbimiz bu potansiyelin en büyük şahidi olmuştur. Bu potansiyelin kıymetini bilmeli ve çağın gerçeğini yerine getirmeliyiz. İlim ve teknolojiyi en üst seviyede alarak bu potansiyelin emrine verelim. Böylece Türk Milletine hak ettiği ve lâyık olduğu refah ve saadeti temin edelim. Türk Milletini parçalamak ve devleti yıkmak isteyenlerin menfur hayallerini boşa çıkaralım.
Atatürk'ün, bütün insanlığa yönelen sevgisi, hoşgörüsü, vicdan hürriyeti, taassuba asla yer vermeyişi ve sulhçuluğu, birleştirici ve bütünleştiriciliği ile Mevlâna'nın insan ve Allah sevgisi, toleransı arasında doğrudan bir bağ kurabiliriz.
Atatürk İlke ve İnkılâpları etrafında Mevlâna'dan süzülen sevgi ve hoşgörü ile birleşelim. Bilelim ki, Atatürk İlke ve İnkılâpları, millî ruha ve tevhid imanına sahip çıkarak harikalar yaratmış olan Türk Milletini millî Kültür etrafında birleştirmeye ve Türk Milletinin muazzam potansiyelini çağdaş ilim ve teknolojinin işbirliği ile büyük bir kalkınma ve yükselme hamlesine dönüştürmeye matuftur. Asıl hüviyeti ve hakiki hedefi itibariyle iyi anlaşılamamış olan laiklik ilkesi de İslâmiyeti, Türk Milletinin bu yoldaki enerjisini boşa akıtacak olan istismar ve ihtilâflardan kurtararak onu, insan vicdanındaki ulvi ve mukaddes mevkiine çıkarmış ve millet için manevi bir kudret kaynağı haline getirmiştir. Bu ilke, islâmiyetin özünde bulunan din ve vicdan hürriyetini de yeniden tesis etmiştir.
Maddi ve manevi yönleriyle bir bütün olarak ele alınması icab
Bugün başlayacak olan I. Mevlâna Milli Kongresi, Türk kültürü ve Türk Tarihine sinmiş olan Mevlâna ruhunu, her çağda değerini koruyan bu üniversel hakikatı tebellür ettirecektir.
Türk Yüksekögretim sisteminde 1981 tarih ve 2547 Sayılı Kanunla gerçekleştirilmiş olan büyük çağdaş reformun amacı, Yükseköğretimde müspet ilmin ışığında milli ve kültürel değerlerimizi, çağın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde gençlerimize öğreterek Türk Devlet ve Milletinin çağdaşlaşma yolunda en büyük gücü ve ihtiyacı olan bilgili, kültürlü ve milli şuur sahibi insan unsurunu yetiştirmektir. Yükseköğretim Reformunun Üniversitelerimizde yarattığı huzûr ve çalışma heyecanı, bu yüksek müesseselerimizi ilim, Kültür ve medeniyet tarihimizi daha büyük ilgi ve heyecanla incelemeye, öğrenmeye ve tartışmaya sevketmiştir. Nitekim Yükseköğretim Kurulu'nun bu Kongre münasebetiyle Selçuk Üniversite Rektörlüğü'ne bağlı olarak “Mevlâna'nın hayatı, edebi şahsiyeti, felsefesi ve fikri üzerindeki araştırmalara ağırlık veren “Selçuklu Araştırmaları Merkezi” kurulmasını kararlaştırmış olması da, bunu açıkca kanıtlamaktadır. Bu merkezin kurulmasından dolayı Sayın Yükseköğretim Kurulu Başkan'ına üniversitem ve şahsım adına şükranlarımı arzediyorum. Birinci Milli Mevlâna Kongresi de Selçuk Üniversitesinin, son 6 ay içinde idrak etmiş olduğu çok verimli ve süratli çalışma ve bilimsel araştırma temposu içinde, 2547 Sayılı Kanun'un 4. ve 5. maddesindeki, Yükseköğretim ilke ve amaçlarına uygun olarak gerçekleştirildiği akademik bir hadisedir.
Kongre'nin başarılı olması ve milletimizin birlik ve beraberlik ruhuna yeni bir ilham getirmesi dileğiyle saygılar sunarım.