Semazen Akademik sayfalar hakkında düşünceleriniz?
İdare eder, Güzel, Daha güzel olabilir, Çok güzel, Çok Kötü
REKLAM ALANI
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet DOĞRAMACI
Çok Sevecendi Benim Efendim
27 Haziran 2008 Cuma

Çok Sevecendi Benim Efendim

 

İnsan vardır; yanında bulunmaktan haz alır, “Keşke hiç ayrılmasam” dersiniz. İnsan vardır; “Sözünü bitirse de kurtulsam” diye dakika sayarsınız. Tüyü sevgili tabir ettiğimiz yaratılışı gereği sevimli olanların mevcudiyeti kadar; girdiği ortamı beş dakikada kuzey buz denizine çeviren tiplerin varlığı da sünnetullah gereği! Hakikat şu ki, çevresinde insanların halka olduğu, bir topluluğa lider yada öncü olmuş, nesillere mal olmuş kimseler sevecen olmayı benimsemiş, bizatihi yaşamış abide şahsiyetler! Gergin, dayatmacı, amir tavrı gösterenlerin etrafında genellikle kimse barınmaz! Bulunanlar; vazifeleri icabı yada menfaatleri öyle gerektirdiği için bu tarz kişiliklere katlanmayı seçenlerden başkaları değildir.

 

Sevecen olmak nasıl başarılır? Sevilen, arzu edilen, özlenen ve pozitif enerjisi ile etrafa neşe saçan, duruşuyla insanlara inşirah veren, gönül huzuru aşılayan davranışlar nasıl ortaya konabilir?...

 

Bütün çağlara ve toplumlara örnekliği diri kalsın diye hayatı en ince  detayına kadar kayıt altına alınmış; uyumasından yürümesine, konuşmasından yeme-içmesine varıncaya kadar 24 saati sağlam rivayetlerle korunmuş Evrensel İnsan Allah Rasülü (sav); sevecenliğin en canlı, en ileri örneklerini sergilemiş. Efendimizin sevecenliğini uzun tahlillerle haftalara yayarak işlemek mümkün. En can alıcı hallerini üç ana başlıkta sahne sahne seyredelim:

 

1- İstişare Eder, Bilgi, Tecrübe ve Uzmanlığa Değer Verirdi: Despotluk, ben bilirimcilik iticiliğin baş sebebidir. Efendimiz Alemlerin Sırrına, İlm-i Ledüne sahip olmasına rağmen toplumsal işlerde, hayati kararlarda dayatmacı olmamış, istişare etmiş, çoğunluğun ittifak ettiklerini uygulamış, tecrübe, bilgi ve uzmanlığa değer vermiştir.

 

Uhud Savaşı için hazırlık yapılıyor…Ebu Süfyan komutasındaki müşrik ordusu Medine'nin 4 km yakınına kadar gelmiş, müminlerin burnunun dibine sokulmuş. Medine savaşa hazır değil. Müşrikler oldukça güçlü. Ashab arasında iki görüş tartışılıyor: Yaşlılar şehirde kalıp onları sokak harbi, gerilla taktiği ile vuralım derken; gençler meydan muharebesinden yana.

Rasülullah durumu mescitte istişareye açıyor. Uzun müzakerelerden sonra gençlerin ağır basmaları kararın meydan muharebesi yönünde çıkmasını sağlıyor. Kader sırrına vakıf olan Allah Rasülü durumdan biraz mütereddit olsa da ses çıkarmıyor, zırhını kuşanıp atını eyerliyor. Rasülümüzün şehirde kalmaktan yana olduğunu yaşlılardan öğrenen gençler yanına gelip istirham ediyorlar:


-Ya Rasülallah, biz isteğimizden vazgeçebiliriz, dilerseniz şehirde kalalım.
Allah'ın Rasülü tüm heybeti ile buyuruyor:


-İstişare ettik, karar aldık. Bir Nebi zırhını kuşandıktan sonra çıkarmaz, yürüyün cihada !..

…

Kendi görüşü şehirde kalmak olmasına rağmen istişareye ve cemaate değer vermesi oldukça manidar değil mi?...

***

 

Bir başka gün. Bu defa Bedir'deyiz…Harp düzeni almak üzere ordunun tepe yamacına konuşlanmasını emir buyuruyor Allah Rasülü. Hz. Ömer atılıyor:
-Bunu Vahiyle mi söyledin, kendi görüşünle mi?...
-Kendi görüşümle buyurunca Ömer devam ediyor:
-Benim harp tecrübem var. Harpte su önemlidir. Bedir kuyularının oraya, aşağıya konuşlanalım derim!..

 

Allah Rasülü onaylıyor ve ordu oraya konuşlanıyor.

…

“Ben Rasülüm, Ne diyorsam O, burası olacak” diye dayatmıyor. Tecrübe ve birikime değer veriyor.

***

 

Bu defa bir başka harp öncesi. Müşrik sürülerinin güçlü bir ordu ile Medine'ye hareket ettiği haber alınıyor. Rasülullah yine istişare ediyor. Ortak bir görüş çıkmıyor. Selman-ı Farisi söz alıyor:


-Ya Rasülallah, benim ülkem İran'da şehirlerin etrafına hendek kazma usulüyle harpler yapardık. Bu defa bunu denesek !?..

 

O güne değin Arap Dünyasının hiç bilmediği bu usül hakkında Rasulullah detaylı bilgi alıyor. Selman öncülüğünde hazırlıklar yapılıyor ve hendek kazılıyor.

…

Tek kişi bile olsa konusunda uzman olana değer vermek, hiç denenmemişe fırsat tanımak, yeniye açık olmak ne kadar güzel değil mi?... Bu tavrın güzelliği değil mi Hendek Harbini zaferle sonuçlandıran?..

 

 

2- İnsan Ayrımı Yapmaz, Çocukla Çocuk Büyükle Büyük Olurdu: O insanları sosyal sınıfları ile değerlendirmez, kimseye adalet ölçülerini zorlayacak ayrıcalıklar tanımazdı. Çevresinde Bilal-i Habeşi ve Ebu Hureyre gibi akşamdan sabaha yiyecek ekmeği olmayan fakirler olduğu kadar, Abdurrrahman b.Avf ve Hz.Osman gibi devrin sermayedarları da vardı.

Ebu Zerril Gıfari bir gün gaflette bulunarak Hz.Bilal'e “Kara kadının oğlu, hepimiz nesebimizi, dedelerimizi sayabiliriz, sen ise sayamazsın!” deyiverdi. Nesebini, soy ağacını bilmek bir yarış ve üstünlük sebebiydi. Bilal ise köle olarak büyümüştü. Son derece müteessir oldu.

Durumu öğrenen Rasülullah öylesine gerildi ki alnının ortasındaki damarlar dışarı fırlamış vaziyette Ebu Zeri ikaz etti:” Sende hala cahiliye kalıntıları mı var?..”

…

Onun için her insan ayrı bir değerdi. Sofrasında herkese yer vardı. Büyük bir davaya soyunmasına karşılık Mekke Ulularını, statüleri saygın olanları yanına alma derdinde hiç olmadı!:..


Onun yüreğinde köle de mutluydu, efendi de…

***

 

Medine'li çocuklardan birinin kuşu ölmüştü. Üzgün ve perişan olan çocuğun kapısına vardı:
”Ömercik, cik cik nerede? Ne oldu cik cike? “dedi başını okşayarak. Çocuk:” Kuşum öldü Ya Rasülallah” dedi. Rasülullah o çocuğa taziyede bulundu. Minik yüreği teselli etmek için Onunla bir süre oturdu.

…

Küçük bir çocuğa kuşu öldü diye kalkıp taziyeye gitmek! Yapabilir miyiz?.. Bu derece ince ruhlu olabilir miyiz?..

***

 

Hasan ve Hüseyin namaz kılarken üzerine atıldılar. Onlara hiç kızmadı. Selam verdiğinde:
”Ne güzel bineğiniz var sizin!” dedi ve başlarını okşadı.

…

 

Cuma günleri camilerde gözlediğim hallere üzülürüm. Çocuklar  gülüştü yada fısıldaştı diye hışımla üzerlerine yürüyen hacı amcalar nasıl bir Rasüle inanıyorlar ?...Onları kovalayan, azarlayan anlayış neredeeee, sırtına bindiren Rasülullah neredeeee?..

 

 

3-Sınırsız Paylaşır, Bağışlar, Kendinden Ferâgat Ederdi: Dünyalığa hiç önem vermemiş, yemeğini, kazancını ümmeti ile paylaşmıştı. Hz.Hatice ile yaptıkları ticaretten elde ettiği kazancı Mekke'de 3 yıla yakın süren boykotta tamamen müminlere harcadı. Haşimoğulları Mahallesinin dışlandığı günlerde neyi var neyi yok sarf etti ilk müminlere ve akrabalarına.

 

Medine'de bir gün sahabeden bir zat Rasülullah'a kaliteli kumaştan cübbe diktirip hediye etti. Sevdiği renkten bu aba hoşuna gitmişti. Mescide, sahabesinin arasına çıktı. Sahabeden biri:

 

“Ya Rasülallah benim cübbem yok, onu bana ver” deyiverdi. Niye demişti ki sanki?.. Bir kere de Alemlerin Efendisi giyinse, sevinse, öteki de istemese olmaz mıydı?.. Hiç tereddüt etmedi. Hemen çıkardı cübbesini ve isteyene giydirdi. O; Şefkat Nebisi idi.

…

Yeni aldığınız takım elbiseyi üzerinizden çıkarıp verecek kadar paylaşımcı olabilir misiniz?...

***

 

Sofrasına ne yollansa önce Ashab-ı Suffeye verirdi. Hz.Osman bir gün kızarmış koyun yolladı. Onu da hemen paylaştı Ashab-ı Suffe ile…Durumu öğrenen Osman, bundan sonra bir şey yollarken adamlarına tenbih edecek;” Rasülullah Ashab-ı Suffeye yollamasın ben oraya da verdim, ne olur söyleyin Efendimiz güzelce doysun” diyecek, ama Rasülullah her geleni yine fakirlerle paylaşacaktı.

…

Mükellef sofralarda lezzet denizine iştah yelkeni açarken fakirler ne kadar aklımıza geliyor?...

***

 

“Hediyeleşin” buyururdu… Zekat müessesesinde kalbi İslam'a ısındırılmak istenen Müellefe-i Kulub'a pay ayırmıştı İslam'a muhabbeti artırmak için.

 

Yeni Müslüman olan Ebu Süfyan Mekke Fethi günlerinde bir vadi dolusu deve görünce:
-Ne güzel değil mi Ya Rasülallah, dedi içi giderek…
Alemlerin Efendisi:
-Al, hepsi senin olsun deyiverdi..
Ebu Süfyan'ın gözleri parladı…Hz. Muhammed bağışladı mı böyle bağışlardı.

…

Değil kendimize ısındırmak istediklerimiz, sevdiklerimize ne kadar bağışta bulunabildik ki ?..

* * *

 

Değerli Dostlarım;


Zaman zaman bazı insanların etrafında oluşan sevgi halelerine özenip, “Niçin benim de çevrem böyle değil” diye sorduğunuz oluyor mu?.. Sorunuzun cevabı başka yerde değil; bizzat sizde!... Haliniz, tavrınız, çizginiz ve bakışınız ne kadar Rasülullah'a paralel ise o derece sevileceğinize inanın !..

 

Unutmayın; Kelebekler “Işık burada!” komutuyla gösterilene değil; hakikaten ateş gördükleri, ışık fark ettikleri yere doğru uçar ve sadece oranın yörüngesinde pervane olurlar !..

 

Nur Pınarı; Alemlerin Efendisine pervane olanlara ne mutlu!

 

Selam olsun, Hakiki Işığı fark edebilen gözlere!

 

Selam olsun, İÇİNİZDEN BİR RASUL ayetini Özünde duyabilenlere!

 

Mehmet DOĞRAMACI

Bu yazı toplam 3206 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI