Semazen Akademik sayfalar hakkında düşünceleriniz?
İdare eder, Güzel, Daha güzel olabilir, Çok güzel, Çok Kötü
REKLAM ALANI
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet DOĞRAMACI
Nasıl Çalışır?.. (2)
27 Haziran 2008 Cuma

Nasıl Çalışır?.. (2)

 

Bu başlık altında Allah Sisteminin işleyişine dair gözlemlerimizi ve bu müşahedelerdeki ipuçlarını paylaşmaya devam ediyoruz.

 

Özendiğini Yaşamak: Çalışmış çabalamış, hayatın bin bir çilesini göğüsleyerek aile halkına, çocuklarına yaşanabilir bir dünya sunmak üzere bir babanın yapabileceği tüm özveriyi sarf etmişti. Önceleri dini kırık dökük yaşamaya çalışırken bir türbe ziyareti ile içine düşen ateş, Onu özünü aramaya sevk etmişti.

Gazali'den Rabbani'ye, İbn-i Arabi'den Hallac-ı Mansur'a kadar bir dizi Hak Erenin kitaplarını devirmişti uzun kış gecelerinde. Sohbetten sohbete koşuyor, Hak adına ne söylense kendi adına dersler almaya gayret ediyordu.

Emekli olmuştu. Tam, sıcak yuvamda dinleneceğim derken karısı türlü şikayetlerle başının etini yemeye başladı. Gezmek, tatil yapmak, yaşamak istiyordu hanım. O ise, evinin küçük odasında kitaplar, seccadesi ve tespihinden oluşan mütavazı dünyasında huzurluydu. Dışarı kavramı bitmişti Onun için. Özünün tadını almıştı bir kere.

Zaman içinde aralarında ipler koptu ve hanımı evi terk etti. Ne dediyse dönmemişti. Günlerce düşündü; ne yaptım da ben böyle bir mananın sahnesini yaşadım? Bunda bana ibret ne?...
Hatam nerede?..

Şehre uzaktan gelen bir dost gönülle sohbete koyuldular. Tasavvuf, erenler, kıssalar derken konu konuyu açıyor, kah hüzünlü gözyaşları,kah gülücükler içinde çayların biri gidiyor biri geliyordu. Derdini dostuna açtı:

-Karım beni terk etti. Ben Ona ne yaptım?... Niçin bunu yaşadım?..

Dostu:


-Bir şey yaptın diye gelişmez olaylar, Olması gereken olur Allah Sisteminde… Senin bir şey yapman sadece bahanesidir işin… Bu bir!.. İkinci nokta şu; hayatımızı biz oluştururuz. Bakış açılarımız; düşüncelerimiz adeta geleceğimizi ilmek ilmek, düğüm düğüm örer!.. Yarınımızın tarlası bugünümüzdür… Bugünümüz belki yıllar öncesinin ürünüdür.

Dikkatle dinliyordu.
-İyi ama bunda hikmet ne?…

Devam etti dostu:
-Genellikle özendiğimiz, sevdiğimiz manaları yaşarız. Geçmişine iyi bak!.. Neler okudun ve Allah Dostlarının hangi hallerine özendin?... İyi düşün hele!..

 

Bu, yeni bir yaklaşımdı. Başını ellerinin arasına aldı ve biraz düşündükten sonra:
-Haklısın, dedi. Haklısın!... Ben tasavvufa yöneldiğimde tacı tahtı terk eden İbrahim Bin Edhem'e, her şeyini bırakıp yollara düşen Mecnun'a,garip ve yalnız Mansur'a, fakir kulübesinde özündeki aşkla en büyük saadeti yaşayan Rabia Sultan'a özenmiştim.. Onlar gibi olsam demiştim!... Şimdi anladım, meğer ben özendiklerimi yaşıyormuşum!...

 

***

 

Tasavvuf okumak güzeldir. Hak Erenlere özenmek de güzel. Fakat sakın unutmayın, özendiğiniz manaların bedeli ağırdır dostlar!.. Geçenlerde bir delikanlı odama geldi ve başladı Kul Nesimi'nin idamını,derisinin yüzülerek şehit edilişini anlatmaya…Sakın ha, dedim… Sakın haaa!... Oku, ibret al, ama sakın özenme!.. Özendiklerin sahne sahne önüne geldiğinde sabır mı edeceksin, isyan mı, bilemezsin çünkü!.. Aman özenmeyesin!..

 

Ücretli Çalışmak mı? Orta ölçekli atölyesinde konfeksiyon sektörüne fason üretim yapıyordu.Hali vakti yerinde idi. Çalışıp kazanmanın,aklını kullanmanın önemini vurgulardı hep çevresine.İşi gereği devlet dairesine yolu düştüğünde sinir küpüne dönerdi.Şu memuriyet dedikleri de yapılacak iş miydi Allah aşkına?!..İnsan biraz kafasını kullansa paraya para demezdi.Bir kısım insanlar niçin sembolik maaşlara talim ederdi ki?..

Ücretli çalışanlarla ne zaman sohbet etse aklını kullanmaya fırsatları değerlendirmeye sözü getirir, feylesof kesilip üst perdeden öğütler verirdi.

Zaman içinde Rusya piyasasının Türkiye'den el çekmesi ile sektörde kriz baş gösterdi.
Ödemeler dengesi bozuluyor, istemese de işçi çıkarmak zorunda kalıyor, masrafları azami ölçüde kısıyordu. Fakat nafile…Bir türlü toparlanamıyordu. Atölyeyi kapatmak zorunda kaldı.
Kıyıda köşede olan birikimleri ancak çeklerini ödemeye yetmişti. Bir ev, çoluk çocuk eline bakıyordu.

İş aramaya çıktı. Nereden nereye gelmişti. İşverendi. Şimdi ücretli iş arıyordu. Niçin?... Neden buna reva görülmüştü?!..

***

Siz siz olun, aman kimseye  “Senin yerinde olsaydım” demeyin!.. Senin yerinde olsaydım sözü bizce şirktir. Şirkin pahası da çok ağır!.. ”Kınadıklarınızı yaşamadan ölmezsiniz” şeklindeki Nebevi ikazı da unutmayalım!..
(http://www.sufizmveinsan.com/sohbet/seninyerinde.html)

 

“Umre Yapana Hac Vacip Olur” ne demek? Hasretti Medine'ye…”Hacca gücüm yetmese dahi hiç olmazsa bir umre yapabilsem” diye iç geçirir, bir de hayat şartlarını düşününce, güzelim kanatlarını açıp tam uçacakken ayaklarını görüp kapanan tavus kuşu gibi hüzne dalardı. Sonra şöyle bir söz okudu: SEN KULLUĞUNUN HAKKINI VER, ÖTESİNİ ALLAH'A BIRAK!.. Öyle yapacaktı. Dua edecek, isteyecek, yönelecek ama bu özlemle kendini harap etmeksizin kulluğuna devam edecekti.

Şartlar oluştu, tek başına bile gitme ümidi yokken ailece kanatlandılar Medine'ye. Ramazanın son on gününü ve bayramı Rasülullah'la birlikte geçireceklerdi. Medine başkaydı. Akşam Mescid-i Nebevi'ye yaygılar açılıyor, zemzem-hurma-simit-yoğurt ve adına dukka denen baharat karışımı ile iftarlar ediliyordu. Peşine Arap kahvesi Mırra içmek de ayrı bir zevkti…Ev sahibi Rasülullah, ümmetine iftar veriyordu…3 00.000 can, 300.000 Rasül aşığı Mescid-i Nebevi çatısı altında iftar ediyordu.

İftar sofrasına oturan görmüş geçirmiş biri yaklaştı,sohbet etmek istedi. Tanıştılar. Türkiye'den Medine'ye yıllar önce yerleşen bu zat şöyle dedi:
-Umre yaptınız, mübarek olsun. Ama bilin ki hac size vacip oldu. Hacca da geleceksiniz.

Bu ifade bir hadise bağlanıyor, dilden dile dolaşıyor fakat anlamakta güçlük çekiyordu.
Biraz hüzünle:
-Bilmiyorum ama herhalde ben hac yapamam. O imkanım yok, dedi.

O zat mütevekkil insanlara özgü bir tebessümle:
-“Umre yapana hac vacip olur” sözünü siz kuru bir ifade mi sandınız?.. Düşünün bakalım.
Değişik yönlerden bakın, belki fark edersiniz!..
Düşündü.
-Neyi fark edeceğim ki, şartlarım belli. Nasıl gelebilirim?...

Rasülullah'ın komşusu zat devam etti:
-“Umre yapana hac vacip olur” demek; imkanı olmasa bile yaptığı umrenin feyzi ve bereketi ile hem madden hem manen zenginleşir ve hacca gücü yeter hale gelir demektir. Böyle baksanız olmaz mı?..

…….

 

Müezzin akşam namazı için kamet ederken, şemsiyeli kısımdan görülen Ravza-i Mutahhara'nın yeşil kubbesine daldı gözü…Pırıl pırıl kubbede sanki Rasülullah gülümsüyor, umre yapana hac vacip olur hadisine getirilen yorumu tasdik ediyordu.Tekbir almak üzere iken o zat kulağına eğilip tekrar fısıldadı:

-Hac size vacip oldu!... Hac size vacip oldu!.. Mübarek Olsun!..

İki damla yaş yanaklarından süzülürken namaza durdular. Aldığı müjde ile sanki Asr-ı Saadete kanatlanmış, kuş gibi hafiflemiş, tarifi kelimelere sığmayan bir eminlik ve huzur kaplamıştı gönlünü.

***

 

Yıllardır bildiğiniz ayet-hadis ve güzel sözleri bir kere daha okuyun. Değişik açılardan bakarak düşünün. Göreceğiniz manalar hem imanınızı, hem de hayretinizi artıracak!..

 

Mehmet DOĞRAMACI

dogramacimehmet@gmail.com

 

Bu yazı toplam 3307 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI