Semazen Akademik sayfalar hakkında düşünceleriniz?
İdare eder, Güzel, Daha güzel olabilir, Çok güzel, Çok Kötü
REKLAM ALANI
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Adnan Karaismailoğlu
MESNEVÎ HİKÂYELERİNDE TAHKİYE VE GERÇEKLİK
16 Mayıs 2011 Pazartesi

MESNEVÎ HİKÂYELERİNDE TAHKİYE VE GERÇEKLİK *

Dünyanın çeşitli ülkelerinde bu güne kadar “Mesnevî Hikâyeleri” adıyla çok sayıda makale ve kitap yayınlanmıştır. Bunlardan birçoğu iyi niyetle araştırma, inceleme ve hikâyelerden yararlanma amacıyla yazılmıştır. Ancak bu tür başlık koymalar bazılarının Mesnevî'yi bir hikâye kitabı gibi tasavvur etmelerine yol açmıştır. Ayrıca bazıları da geçmişte ve günümüzde küçümseme amacıyla Mesnevî'yi “Hikâye kitabı” olarak nitelemiş ve nitelemektedir.

Mesnevî, hakikat yolunun yolcuları için söylenmiş ve yazılmış yol gösterici ve kılavuz bir kitaptır. Hikâyeler, kıssalar ve temsiller Mesnevî'ye Mevlana tarafından bu amaçla yerleştirilmiştir. Bu makalede Mesnevî'nin tahkiye üslubunun ve hikâyeli anlatımının günlük olaylarla ve de hayatın sorunlarıyla ne tür bir irtibatı bulunduğunu araştırmak arzumuzdur.

Mesnevî'de hikâyelerin arasında canlı bir kahramandan söz eden beyitler vardır, şu şekilde:

یک حکایت هست اینجا ز اعتبار لیک عاجز شد بُخاری ز انتظار

Burada ibret almak için bir hikâye var; ancak Buharalı beklemekten âciz kaldı

Sanki Buharalı âşık hikâye anlatılırken o anda beklemekte ve Mevlana ona acıyarak hikâyeye devam etmektedir. Aciz âşığın daha aciz olmamasını istemektedir. Mevlana başka bir yerde de kendine hitap etmektedir:

قصّه کوته کن که قاضی شد شکار از مقال و از جمالِ آن نگار

Hikâyeyi kısa kes, çünkü hâkim o güzelin konuşmasına ve güzelliğine avlandı.

Mevlana burada da sanki hikâyedeki kadıyı seyretmekte ve işin nereye vardığını görmekte, sabırsızlığa ve kötü bir duruma neden olmamayı istemektedir.

Bu, hikâyeyle eş zamanlı oluş Mevlana'ya aşağıdaki beyitlerde hikâyenin kahramanına söz söyleme ve hatta hikâyenin kahramanlarından biri olma fırsatını vermektedir:

ای ایاز از عشق تو گشتم چو موی ماندم از قصه تو قصۀ من بگوی

بس فسانۀ عشق تو خواندم به جان تو مرا کافسانه گشتستم بخوان

Ey yaz ! Senin aşkınla kıl gibi oldum. Hikâyeden geri kaldım. Sen, benim hikâyemi söyle .

Canla senin aşkının efsanesini çok okudum; sen, efsane olmuş olan beni oku .

Bu örneklerden Mevlana'nın geniş, zaman ve mekândan daha yukarıda bir anlatıma sahip olduğu anlaşılmaktadır. O, hem hikâyenin zamanında, hem dinleyicilerin zamanında, hem de okuyucuların zamanında diri gibidir. Bugün okuyucuyu etki altında bırakması belki de bundan dolayıdır.

Mevlana zaman zaman hikâyelerin başında veya sonunda hayret dolu ifadeler kullanır. Mesela Mesnevî'nin ilk hikâyesi olan “Padişah ile cariye” hikâyesinin başında şöyle demektedir:

بشنوید ای دوستان این داستان خود حقیقت نقد حال ماست آن

Ey dostlar! Dinleyiniz. Bu hikâye bizzat bizim gerçek durumumuzu or­taya koymaktadır.

Başka bir yerde hikâyeyi şöyle niteler:

این حکایت را که نقد وقت ماست گر تمامش می کنی اینجا رواست

Bizim şimdiki hâlimiz olan hikâyeyi burada tamamlarsan münasiptir.

Şu beyti de hikâyelerin önemiyle ilgilidir:

حاش لله این حکایت نیست این هین نقد حال ماست و تست این خوش ببین

Allah'a sığınırım, bu hikâye değildir. Dikkat et! Bu bizim ve senin hâlinin kendisidir. Güzelce bak.

Bu arada Mesnevî ile ilgili olarak okuyucunun dikkatini çekmektedir:

هر کِش افسانه بخوانْد افسانه است وآنکه دیدش نقدِ خود مردانه است

Ona efsane diyen, efsanedir; onu kendi hâli gören, bizzat erdir.

Bu bakış ve görüşü kabul edersek hikâyecinin hayal gücünden kaynaklanan hikâye, artık bir gerçeği ihtiva etmektedir. Bir hikâyeye ara verip sonra geri döndüğünde Mevlana'nın kullandığı şu ifade bu yakınlaşma ve bütünleşmenin farklı bir ifadesidir:

بارِ دیگر ما به قصّه آمدیم ما از آن قصّه برون خود کی شدیم

Tekrar hikâyeye geldik. Biz o hikâyeden zaten ne zaman çıktık?

Mevlana hikâyelerle bütünleşip onların içerisinde yer alırken, dinleyicilerin de dikkatli ve duyarlı olmasını beklemektedir. Dinleyicinin, bu hikâyelerden yararlanabilmesi için dikkat ve özen sahibi olması gerektiğini sıkça dile getirmektedir:

این سخن پایان ندارد هوش‌دار هوش سویِ قصّۀ خرگوش دار     

گوشِ خر بفْروش و دیگر گوش خر کین سخن را در نیابد گوشِ خر

     

Bu sözün sonu yoktur. Dikkat et, aklını tavşan hikâyesine ver

Eşek kulağını sat, başka kulak satın al. Çünkü bu sözü eşek kulağı anlamaz.

یک حکایت گویمت بشْنو به هوش تا بدانی که طَمَع شد بندِ گو     

هر که را باشد طَمَع اَلکَن شود با طَمَع کی چشم و دل روشن شود     

Sana bir hikâye söyleyceğim; tamahın, kulağı kapadığını bilmen için akıllıca dinle.

Kimin tamahı varsa, dili peltek olur. Tamahla göz ve gönül nasıl aydın olur?

Eğer dinleyici hikâyeden yararlanmıyorsa, ibret gözüyle bakmıyorsa, bunun bir nedeni olmalıdır. Şu beyitlerde bu durumu sorgulamaktadır

تو نخواندی قصّۀ اهلِ سبا یا بخواندی و ندیدی جز 

Sen Sebâlıların hikâyesini okumadın veya okudun ama sesten başka bir şey görmedin

قصّۀ اصحابِ ضَروان خوانده‌ای پس چرا در حیله‌جویی مانده‌ای

Darvanlıların hikâyesini okudun, öyleyse niçin hile aramada kaldın?

Kısaca Mesnevî'nin amaç ve hedefinde hikâye ve temsillerin önemli bir yeri vardır. Eğer bunlar sadece hikâye şeklinde görülürse, büyük hata yapılır ve neticede bunlardan yararlanma imkânı kalmaz.

بازگونه کرده‌ای معنیش را کفر گفتی مستعد شو نیش را

Hikâyenin anlamını tersine çevirdin, inkâr ettin; cezaya hazır ol.

Dolayısıyla hikâyedeki öze, manaya ulaşmaya engel olan duruş ve tavırlar terk edilmeli, öz aranmalıdır:

Konuyu burada başlığımızı daha çok hatırlatacak bir noktaya taşıyalım. Hikâye onun ifadeleriyle iki yüze sahiptir; biri olay ve kahramanlar, diğeriyse hikâyenin amacı. Bu iki yapı Mevlana'nın ifadesiyle معنی حکایت (ma'ni-yi hikâyet; hikâyenin manası) ve صورت حکایت (sûret-i hikâyet; hikâyenin şekli) şeklinde tanımlanabilir. Hikâyede özü kavramaya engel olabilecek unsurlar vardır.

Mesnevî'deki şu başlık Mesnevî'nin nasipsiz dinleyicisini ya da okuyucusunu anlatmaktadır:

بسته شدنِ تقریرِ معنیِ حکایت به سببِ میلِ مستمع به استماعِ ظاهرِ صورتِ حکایت

“ Dinleyicinin, hikâyenin dış yüzünü dinlemeye yönelmesi nedeniyle hikâyenin ma­nasının anlatılmasının engellenmesi”

Bu ifadenin altında Mevlana şöyle demektedir

این زمان بشْنو چه مانع شد مگر مستمع را رفت دل جایِ دگر

خاطرش شد سویِ صوفیِ قُنُق اندر آن سودا فرو شد تا عُنُق     

لازم آمد باز رفتن زین مقال سویِ آن افسانه بهرِ وصفِ حال     

صوفی آن صورت مپندار ای عزیز همچو طفلان تا کی از جوز و مَویز     

جسمِ ما جوز و مَویز است ای پسر گر تو مردی زین دو چیز اندر گذر     

ور تو اندر نگْذری اکرامِ حق بگْذراند مر ترا از نُه طَبَق     

بشْنو اکنون صورتِ افسانه را لیک هین از کَه جدا کن دانه را

     

Şimdi dinle; ne engel oldu? Galiba dinleyicinin gönlü başka yere gitti.

Gönlü konuk sûfîye doğru gitti; boynuna kadar bu sevdaya battı.

Durumu açıklamak için bu söyleyişten o hikâyeye dönmek gerekli oldu

Ey aziz! Sûfîyi o suret sanma. Çocuklar gibi ne zamana kadar ceviz ve kuru üzüm?

Ey oğul! Bizim cismimiz ceviz ve kuru üzümdür. Sen adamsan bu iki şeyden vazgeç.

Sen geçmezsen, Hakk'ın ikramı seni dokuz kat gökten geçirir

Şimdi hikâyenin suretini dinle, ama dikkat et! Taneyi samandan ayır.

Mevlana'nın şu beyti onun hikâye ve temsilleri anlatmadaki üslubunu ve amacını ortaya koymaktadır:

یک فسانه راست آمد یا دروغ تا دهد مرراستیها را فروغ

Doğruluklara ışık vermesi için doğru veya yalan bir hikâye hatıra geldi.

Mevlana, hikâyeli anlatımı reddedenleri ve şu beyitte olduğu gibi hikâye hakkında olumsuz sözler söyleyenleri tavsif eder, onlara cevap verir:

ابلهان گویند کین افسانه را خط بکش زیرا دروغ است و خطا

Ahmaklar, “Bu hikâyeyi çiz, çünkü yalan ve yanlıştır” der.

Mesnevî'de aynı sayfalarda daha sonra Hz. Meryem'den bahis açarak, konuyu şu noktaya taşır:

ور ندیدش نز برون نز اندرون از حکایت گیر معنی ای زبون
  نی چنان کافسانه‌ها بشْنیده بود همچو شین بر نقشِ آن چفسیده بود     

تا همی‌گفت آن کلیله بی‌زبان چون سخن نوشد ز دمنه بی‌بیان     

ور بدانستند لحنِ همدگر فهمِ آن چون کرد بی‌نطقی بشر     

در میانِ شیر و گاو آن دمنه چون شد رسول و خواند بر هر دو فسون     

چون وزیرِ شیر شد گاوِ نَبیل چون ز عکسِ ماه ترسان گشت پیل     

این کلیله و دمنه جمله افتراست ورنه کی با زاغ لک‌لک را مِری ست

Ey âciz! -Meryem - onu ne içten ve ne dıştan görmediyse de, hikâyeden mana al.

Efsaneler dinleyip, Şîn harfi gibi nakşına yapışmış olan kişiye benzer olma.

O diyordu: “O dilsiz Kelile , anlatması olmayan Dimne'nin sözünü nasıl du­yar?

-Ayrıca- birbirinin dilini bildilerse beşer, konuşma olmadan onu nasıl anladı?

O Dimne, aslan ve öküz arasında nasıl elçi oldu ve her ikisine efsun okudu

Akıllı öküz, nasıl aslanın veziri oldu? Fil, ayın aksinden nasıl korktu?

Bu Kelile ve Dimne , bütünüyle iftiradır; yoksa karga leylekle nasıl boy ölçüşür.

Mevlana şu beyitlerde muhataplarına hikâye ve temsillerden yararlanma yollarını göstermektedir:

ای برادر قصه چون پیمانه ایست معنی اندر وی مثال دانه ایست

دانۀ معنی بگیرد مرد عقل ننگرد پیمانه را گر گشت نقل

ماجرای بلبل و گل گوش دار گرچه گفتنی نیست آنجا آشکار

Ey kardeş! Hikâye bir ölçü kabı gibidir, içindeki mana da tahıl ta­nesi gibi.

Akıllı kişi mana tanesini alır, götürülse de ölçü kabına bakmaz

İçerisinde açık bir konuşma yoksa da bülbül ile gülün mace­rasına kulak ver.

O, daima bu hikâye ediş ve anlatımla okuyucu ve dinleyicinin zamanına ulaşmakta, okuyucu ve dinleyicileri gerçeklerle yüz yüze getirmektedir. Her dönemde insanlara doğrudan hitap etmektedir:

ذکرِ موسی بندِ خاطرها شدست کین حکایتهاست که پیشین بُدست

ذکرِ موسی بهرِ روپوش است لیک نورِ موسی نقدِ تست ای مردِ نیک

موسی و فرعون در هستیِ تست باید این دو خصم را در خویش جُست

Bu hikâyeler öncelerde olmuştur diye Musa 'yı anış gönüllere bağ olmaktadır.

Musa 'yı anış, gizlemek içindir; ama Musa 'nın nuru senin için hazırdır. Ey iyi adam

Musa ve Firavun senin varlığındadır; bu iki düşmanı kendinde ara­malısın.

Mevlana bu son örnekte görüldüğü gibi bireyleri yaşanan zamanla ve olaylarla gerçekçi bir şekilde ilgilenmeye hikâyeler aracılığıyla davet etmektedir. Dünyanın Mevlana'yı 800. doğum yılında anma ihtiyacı duyması, bu davetin ne derece gerçekçi olduğunu ortaya koymaktadır


* Bu makale Tebriz'de “Uluslararası Mevlana'nın 800. Doğum Yılını Anma Kongresi”nde okunmuştur (31 Ekim 2007).

Mesnevî-i Ma'nevî (ber-esâs-i nüsha-i muverreh 677/1278 Konya), I-VI, hz. Adnan Karaismailoğlu , Derya Örs , Şehrdârî-i Konya, 1384hş.; Mevlânâ, Mesnevi, I-III, çev. Adnan Karaismailoğlu , Ankara: Akçağ Yay., 2007; 3. defter, 4602. beyit.

Mesnevî , 6, 4453.

Mesnevî , 5, 1896-1897

Mesnevî , 1, 35.

Mesnevî , 4, 37.

Mesnevî , 1, 2899.

Mesnevî , 4, 32.

Mesnev , 1, 1510.

Mesnevî , 1, 1028-1029.

Mesnevî , 2, 575-576.

Mesnevî , 3, 282.

Mesnevî , 3, 474

Mesnevî , 3, 2807.

Mesnevî , 2, 194-200.

Mesnevî , 2, 1042.

Mesnevî , 2, 3593.

Mesnevî , 2, 3601-3607.

Mesnevî , 2, 3608-3610.

Mesnevî , 3, 125 0-1252.

Bu yazı toplam 4186 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI