Semazen Akademik sayfalar hakkında düşünceleriniz?
İdare eder, Güzel, Daha güzel olabilir, Çok güzel, Çok Kötü
REKLAM ALANI
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Mehmet Demirci
AYAZ’IN FERÂSETİ
22 Nisan 2009 Çarşamba

Mesnevi Hikâyelerinden Dersler: 30

 

AYAZ'IN FERÂSETİ

 

Bu defaki konumuz gene bir evvelki hikâyede adı geçen “Ayaz”la ilgilidir:

Bir gün beyleri Sultan Mahmut'a:

-Ayaz denilen bu hizmetçinin ne mârifeti var ki, sen ona otuz kişinin ücreti kadar ücret ödüyorsun? dediler.

Sultan Mahmut bu soruya o sırada karşılık vermedi. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıktı. Giderlerken uzaktan bir kervanın geçmekte olduğunu gördüler.

Sultan Mahmut beylerden birine: “Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor.” dedi. Bey atını sürerek gitti. Bir süre sonra geriye döndü: “Efendim kervan Rey şehrinden geliyor dedi.”

Sultan Mahmut: “Peki, nereye gidiyormuş.” diye sorunca bey susup kaldı.

Bunun üzerine hükümdar başka birini gönderdi, o da gidip geldi:

-Efendim Yemen'e gidiyormuş, dedi.

Pâdişah: “Yükü neymiş?” deyince o da susup kaldı.

Bu defa pâdişah bir başka beye:

-Sen de git yükünü öğren.” dedi. Bey gitti, geldi:

-Her cins mal var, fakat çoğu Rey kâseleri, dedi. Pâdişah:

-Peki kervan Rey'den ne zaman çıkmış?” diye sorunca, bey susup kaldı, cevap veremedi.

Pâdişah böylece tam otuz beyi gönderdi, otuzu da istenen bilgileri tam olarak getiremediler.

Pâdişah son olarak Ayaz'ı çağırdı:

-Ayaz, dedi, git bak bakalım şu kervan nereden geliyor?”

Ayaz saygıyla pâdişahın huzurunda eğilerek konuşmaya başladı:

-Efendim, kervan görünür görünmez sizin merak ederek, soracağınızı tahmin ettiğimden gidip gerekenleri öğrendim. Kervan Rey'den geliyor Yemen'e gidiyor. Yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katırdan oluşuyor. Kervanda şu kadar insan var, onlardan şu kadarı silâhlı…, diye başlayarak kervan hakkındaki bilgileri en küçük ayrıntıya varıncaya kadar anlattı. Bütün bunları beyler ağzı açık dinliyorlardı.

Böylece Ayaz tek başına otuz beyin edinemediği bilgiyi edinmiş, başaramadığı işi başarmıştı.

Pâdişah beylerine döndü:

-Sadık adamım Ayaz'a neden otuz kişinin ücretine denk para verdiğimi anladınız mı? Görüyorsunuz ki bu bile, onun hizmetine karşı az geliyor, dedi.

Böylece Ayaz'ı çekemeyerek aleyhinde konuşan beyler utandılar, yaptıklarına pişman oldular. (Mesnevî, C. VI, beyit: 385 vd. )

 

AÇIKLAMA:

Mesnevî'de hikâyenin devâmında, mahcup duruma düşen emirlerin şöyle dedikleri nakledilir: “Bu bir anlayış, doğuştan gelen bir zekâ işidir. Allah'ın bâzı insanlara verdiği özel lutfu ve ihsânıdır. Çalışmakla elde edilecek bir özellik değildir.”

Onların bu mâzeretine karşılık sultan şöyle cevâp verdi: “Şu hayat mücâdelesinde insan, başarıya ulaşamamış, zarar etmişse, bir şey elde edememişse, bu hal onun gereği gibi çalışmamasından ileri gelmiştir. Eğer başarıya ulaşmış, kazanmış, kâr etmişse, bu başarı onun çalışmasından, çok gayret sarf etmesindendir.”

Bu hikâyeden, başarmak ve kazanmak için dikkatli, basîretli ve bilgili olmak yanında, olağan üstü bir gayret ve çalışmanın da gerekli olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

Sultanın huzurunda mahcup duruma düşen beyler bir dereceye kadar haklı görülebilir. Gerçekten bazı kimseler doğuştan yetenekli ve becerikli olabilirler.  Ama bu bizim elimizde olan bir şey değildir. Memleketimizi, anne babamızı, boyumuzu posumuzu kendimiz seçemediğimiz gibi; bir kısım yeteneklere sahip olma konusunda da bir dahlimiz olamaz.

Ne var ki bu durum o kadar büyütülecek bir mazeret konusu olmamalıdır. İnsanın başarısında doğuştan getirilen özellikler mi yoksa eğitim ve çalışma mı daha önemlidir? sorusuna verilecek cevap, ikincilerin mühim olduğu yönündedir. Nice üstün yetenekli çocuklar ve gençlerin vardır; iyi bir eğitimden geçmedikleri ve kötü ortamlarda bulundukları için, hayatta başarılı olamadıkları görülür. Hattâ bunların bazıları, yeteneklerini kötüye kullanarak sıradan insanlara göre daha zararlı işler yapar hale gelirler.

Bunun yanında ortalama kabiliyetlere sahip olup da çok çalışarak, işine sıkı sarılarak, ısrarla ve azimle gelişme yönünde devam ederek başarılı olmuş örnekler daha çoktur. Hak ve halk katında asıl makbul olanlar da bunlardır.

*

Ayaz hikâyesine kısmen benzeyen bir örneği “Garcia (Garsiya)'ya mektup” adlı meşhur olayda görüyoruz:

Garcia'ya Mektup

1904 Rus-Japon harbinden önceydi. Amerikan gazetelerinin birinde “Garcia'ya Götürülecek Mektup” başlıklı bir yazı çıktı. Yazarı tanınmamış bir muhabirdi. Fakat bu kısa yazının anlattığı gerçekler, yüzlerce kitapla anlatılanlardan daha derin, daha özlü idi. Yazı nasıl olduysa Çarlık Rusya'sının demiryolları idaresinin eline geçti. Müdür, bütün memurlarının bu yazının kopyasını yanlarında taşımasını sağladı. O sırada Rus-Japon savaşı başladı. Japonlar esir aldıkları Rus demiryolları mensuplarının hepsinin üzerinde bu yazıyı görerek meraka düştüler. Japon Eğitim bakanı bu yazıyı inceledikten sonra, bütün Japon yurttaşlarının okuyup birer nüshasını yanlarında taşımalarını emretti. Bu yazı, o sırada Birleşik Amerika'da bütün askeri personele verilirdi. Bu bir gelenek olmuştu. İşte yazının özeti:

Amerika Kurtuluş Savaşı'nın bir safhasında, İspanya Sömürge Ordusu'nu tecrit edebilmek için Kübalı General Garcia'nın ordusuna talimat göndermek icabetti. Garcia, hangisinde olduğu bilinmeyen Küba dağlarında ve nerede olduğu bilinmeyen onlarca sığınaktan birinde saklanıyordu. Kendisine posta veya telgraf yoluyla ulaşabilmek imkânsızdı.  Cumhurbaşkanı Mc. Kinkey, General Garcia'ya bir mektup yazdı. Mektubun süratle yerine ulaşması gerekiyordu. Başkomutanlık karargâhında Garcia hakkında yeterli bilgi yoktu, neredeydi, ona nasıl ulaşılabilirdi, hepsi meçhuldü. 

Subaylardan biri: "Benim birliğimde, Rowan adında bir çavuş vardır dedi. Kimsenin nerede olduğunu bilmediği Garcia'yı o bulabilir ve mektubunuzu kendisine ulaştırabilir" dedi. Mektubu götürmek için görevlendirilen Rowan: “Bu Garcia da kimdir? Nerede bulunur? Oraya nasıl gidilir? Atla mı, trenle mi? Harcırahımı kim verecek?” demedi. Mektubu torbasına koydu, gitti, görevini yaptı, döndü, tekmilini verdi. Garcia talimata uyacaktı.

Burada anlatılmak istenen, çavuş Rowan'ın dört gün sonra Küba kıyılarına ulaşmasının, ormanlara dalarak üç haftalık bir seyahati yaya olarak tamamlamasının, dağlarda ve ormanlarda Garcia'yı bulmasının hikâyesi değildir. Mesaj, bu adamın kişiliğinin herkese örnek insan modeli olarak tanıtılmasıdır. Dünyanın her yerinde, her Allah'ın günü, bir çok yöneticinin Garcia'ya gönderecek mektubu vardır.

Öte yandan, gençlerin muhtaç oldukları bilgiler sâdece bir dizi teoriler değildir. Kendilerinden istenen vazîfeleri kendi irâdeleri ile sonuçlandırma idrakine ve eğitimine de sâhip olmalarıdır. Bugün en çok muhtaç olduğumuz Ayaz gibi, Garcia gibi gençlerdir.

 

Prof. Dr. Mehmet DEMİRCİ

medeci42@yahoo.com
 

Bu yazı toplam 2158 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI