Semazen Akademik sayfalar hakkında düşünceleriniz?
İdare eder, Güzel, Daha güzel olabilir, Çok güzel, Çok Kötü
REKLAM ALANI
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İbrahim Emiroğlu
MEVLÂN’DA AŞK BETİMLEMELERİ
13 Temmuz 2009 Pazartesi

 

MEVLÂNÂ'DA AŞK BETİMLEMELERİ *

 

Bu yazımızda biz, önce Mevlânâ'nın aşka genel olarak bakışına değinecek, sonra da Mevlânâ'nın aşk betimlemelerini tasnif ederek bunların genel bir değerlendirmesini yapacağız.  

 

Mevlânâ'nın Aşk Kavramına Genel Bakışı

Mevlânâ aşkı kendisine maksûd edinmiş, aşkla özdeşleşmiş; aklı aşkın hizmetine ve aşkı da insanlığın hizmetine sunmuş ender simalardan biridir. O, Hak sevdasıyla, Hak yolunda, aşk yolunda yanmayı, olmayı ve ermeyi amaç edinir. Bu durum, Mevlânâ'nın çok yaygın olarak bilinen şu ifadesinde kendisini bütün açıklığıyla gösterir: “Hâsılı bütün sözüm, şu üç sözden artık değil: Hamdım, oldum, yandım.”[1]

Mevlânâ, aşktan bahsederken yerine göre farklı kavramlar kullanmaktadır. Mevlânâ'nın gerçek aşka “ilahi aşk”, “küll aşkı”, “ebedi aşk”, “Allah aşkı” gibi isimler verdiğini görüyoruz. Beşeri aşkı ise “cüz'i aşk”, “zahiri aşk”, “geçici aşk”, dünya aşkı” diye adlandırmaktadır. Onun aşktaki asıl amacı ve bütün beşerî aşkların ulaştığı son nokta gerçek aşk diye belirttiği, ilâhî aşktır. İlahi aşkla hedeflenen, insanın kendisinden geçerek her şeyde Allah'ın varlığını görmesi yani birlik alemine ulaşmasıdır.[2]

Hakiki aşkın insanın asıl gâyesi olmasını isteyen Mevlânâ, onu, anlaşılır kılmak için, beşeri aşkla kıyaslama yoluna gitmiştir. Mevlânâ'ya göre, dünyadaki sevgililer yalnız bir bahanedir.[3] Gerçek Sevgili yalnız bir Allah'tır.[4] Yeryüzündeki her zerrenin Allah'ın ezeli ve ebedi aşkından dolayı başları dönmüştür.[5] Allah aşkının değdiği her yer O'nun aşkından titremektedir.[6] Alemde O'nun aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir ve fânidir.[7] Bunun için insan, suretten ve histen uzaklaşarak gerçek maşuku aramalıdır.[8] Beşeri aşk, ancak Allah'a ulaşmada bir basamak, bir merdiven görevi üstleniyorlarsa değerlidir.[9]

Mevlânâ'ya göre aşk olmasaydı, yaratma da olmazdı. Aşk, oluşun, büyümenin, tekamülün ana ilkesidir. Aşk bir deryadır; semâvât ise onun üzerinde bir köpüktür. Kâinat çarkını çeviren, hayatı bir safhadan ötekine yükselten, cansızdan canlıyı çıkaran hep aşktır. Kâinatı anlamak için akıl ve mantık yetmez. Aşk olmadan hayatın sırrı kavranamaz.[10]

İnsanın manevi alanda ilerleyebilmesi ancak ruhunu gıdalandırmasıyla olur. Bu gıda da Mevlânâ'ya göre, ancak aşktır.[11] Aşk sayesinde insanların iyi işleri meyve verip çoğalır. Aşk, çorak toprağı gül bahçesi haline getirir.[12] O, her türlü sanatın, faaliyetin temelidir.[13] Bunun için aşkın candan eksik edilmemesi gerekir.[14] Zira aşksız geçen ömür, ömürden sayılmaz.[15]

“Ben aşkın aşığıyım”[16] diyen Mevlânâ'ya göre, aşk altın madenine düşmektir. Hatta “altın da nedir ki? Aşk ölümden kurtuluştur, baştaki tacın düşme korkusundan emin oluştur.”[17]

Mevlânâ'nın sevgilisi ve mesleği, şekli ve kılığı olmayan aşktır.[18] Mevlânâ, “Bizi aşkta, aşkı da bizde ara”[19] demektedir. “Zevâli olmayan aşkla bir rahimde yattım”[20] ve “aşka kul oldum”.[21] diyen Mevlânâ, bu hâlinden memnundur ve bu hâli yaşamayanlara göre kendisini oldukça kazançlı görür.[22] Ona göre, aşkın olmadığı gönülde din bir aldatış ve aldanıştan ibarettir.[23] Zira onun belirtmesine göre, bizim peygamberimizin yolu aşk yoludur. Biz aşkın çocuğuyuz, aşk da bizim annemizdir.[24] Yine ona göre, sevgi ve aşk insanlık vasıflarındandır. Hayvanların bu kavramlardan haberleri olmadığı gibi, bu duyguları yaşamaları da imkânsızdır.[25]

 

 Mevlânâ'da Aşk Betimlemeleri

 Mevlânâ'nın aşkı anlatışına veya tanıtışına baktığımızda birbirinden ilginç ve bir o kadar da güzel betimlemelerde bulunduğunu görürüz. O, aşkın ne olduğunu anlatabilmek için, olabildiğince soyut ve herkese göre başka anlamlar kazanan söz konusu kavramı betimlemelerle somutlaştırmaya çalışır. Aşk ikliminde yaşayan ve bu iklimin sarhoşluğuyla mest olan Mevlânâ'nın bu şarabı herkese tattırma gayretinin sonucu olarak aşkın betimsel tanımlamalarına ağırlık verdiğini söyleyebiliriz. O, böyle yapmakla, aşkın ne olduğunu anlatmanın zorluğunu gidermeye çalışmıştır.

Mevlânâ, herkese göre aşkın tanımının değiştiğinden, aşka herkesin bir ad taktığından şikâyet ederek[26], aşkın uzlaşımsal olarak tanımlanamayacağını, ancak çeşitli şekillerde betimlenebileceğini, bizzat birbirinden güzel örnekler sunarak, anlatmak istemiştir. Biz onun aşkla ilgili bu betimsel ifadelerini veya tanıtımlarını olumlu etkileriyle, olumsuz sayılabilecek etkileriyle, her iki etkisiyle ve negatif (selbî) dille aşk betimlemeleri olmak üzere dört gruba ayırarak işledik. Grupları da, Türkçeleştirilmiş şekilleriyle kendi içlerinde fiil, fiilimsi, sıfat, isim, soyut isim, soyut ve tabiî varlıklara benzetme yoluyla aşk betimlemeleri şeklinde düzenleyerek sunmaya çalıştık.

 

         a- Olumlu Etkileriyle Aşk Betimlemeleri

 

aa. Yüklemi fiil halinde olan

Aşk, asla gitmektir.[27]

Aşk, altın madenine düşmektir.[28]

Aşk, beni, bizi, varlık dünyasını bırakmak, güzelleri ve güzellikleri yaratanda her dileği yok etmektir.[29]

Aşk, her dileği, güzelleri ve güzellikleri Yaratan'da yok etmektir”.[30]

Aşk, ilk solukta nefisten kurtulmak, ilk adımda ayaktan geçmek (maddeden müstağni olmak)tir.[31]

Aşk, şu dünyayı görülmemiş saymak, kendi gözünü görmektir.[32]

Aşk, bir şeye muhtaç olmak, bir şeyden yoksul bulunmaktır.[33]

Aşk, peşin nimet, ihsan ve sonsuz lütuflar elde etmektir.[34]

Aşk, göğe uçmak, her solukta yüzlerce perdeyi yırtmaktır.[35]

 

ab. Yüklemi fiilimsi olan

Aşk, eminliktir.[36]

Aşk, canlılıktır (o olmasaydı dünya donup kalırdı).[37]

Aşk, kurtuluştur...[38]

Aşk ölümden kurtuluştur, korkudan emin oluştur.[39]

Aşk, doğru yolu buluştur.[40]

Aşk, devlettir, inayettir, doğru yolu buluştur.[41]

Aşk, esirgeyen, görüp-gözeten ve koruyandır.[42]

Aşk, temizdir, temizleyicidir.[43]

Aşk, berekettir, arınmadır.[44]

Aşk, susuştur.[45]

 

ac. Yüklemi sıfat şeklinde olan

Aşk, can tatlığıdır, tüm tattır.[46]

Aşk, cevheriyle süzülmüş, seçilmiş ve ölümsüz olandır.[47]

Aşk, ebedi diri olandır.[48]

Aşk, kimseye niyazı ve ihtiyacı olmayan Allah'ın bir vasfıdır.[49]

Aşk, şirin huylu, güzel yüzlü[50] yiğittir.[51]

 

ad. Yüklemi isim şeklinde olan

Aşk, bütün sanatların, her türlü işin-gücün aslı, temelidir.[52]

Aşk, eldir, ayaktır, hayattır, uzuvdur, gıdadır.[53]

Aşk baştanbaşa yüzdür, gözdür...[54]

Aşk, Kur'ân'ın açılımıdır, tefsiridir.[55]

Aşk, Peygamber'in davetidir.[56]                                                          

Aşk, (toprağın onun yüzünden mücevhere döndüğü, ananın onunla övündüğü) dünya güzelidir; padişahların, güzellerin anasıdır.[57]

Aşk, hastayı arayan bir hekimdir.[58]

Aşk, yavrularını (Âşıkları) pençesiyle koruyan, memesiyle emziren ve emzirdikçe güçlendiren bir aslandır.[59]

Aşk, gerçekten de ululuktur, beyliktir.[60]

Aşk, yola düşmüş, gitmekte olan kervanın kıblesidir, istikâmetgâhıdır.[61]

Aşk, hiçbir korku ve umudun bulunmadığı emin bir ildir.[62]

Aşk, insanı bütün belalardan koruyan bir kaledir.[63]

Aşk, güzellik padişahının damına çıkılacak bir merdivendir.[64]

Aşk, yedinci kat göğün üstüne çıkmaya vasıta olan güzel bir merdivendir.[65]

Aşk, gerdanlıktır.[66]

 

ae. Yüklemi soyut isim şeklinde olan

Aşk, bir sırdır.[67]

Aşk, cihanda öteden beri kapalı kalmış bir sırdır.[68]

Aşk, ruhun nurudur.[69]

Aşk bir âlemdir, âlemin de canıdır.[70]              

Aşk, hayatın aslıdır, temelidir.[71]

Aşk, Allah sırlarının usturlabıdır.[72] 

Aşk, bütün güzel hayallerin özdür.[73]

Aşk, bütün ümitlerin kendisinde toplandığı ümittir.[74]

Aşk, dostun kendisiyle cilvelendiği, göründüğü hünerler madenidir.[75]

Aşk, (insanı Allah'a kavuşturmak için perdeleri ortadan kaldırıp içeri giren) can elbisesidir.[76]

Aşk, (canın canından da) latif bir şeydir.[77]

Aşk, bengisudur.[78]

Aşk, âb-ı hayattır.[79]

Aşk, (insanı veya eşyayı) dönüştüren bir kimyadır, anlamlar definesidir.[80]

Aşk, daimi bir saltanattır.[81]

Aşk, sırlar bildirmede Cebrail gibidir.[82]

Aşk, gerçekten de ululuktur, beyliktir.[83]

Aşk, gönül açıklığıdır.[84]

 

af. Yüklemi soyut olan

Aşk, yücedir.[85]

Aşk, varlığın kaynağıdır.[86]

Aşk, dibi olmayan bir hayat denizidir.[87]

Aşk, can tatlılığıdır, tüm tattır.[88]

Aşk, ölümsüz bir yaşayıştır.[89]

 

ag. Yüklemi tabiî varlıklara benzetme şeklinde olan

Aşk, dünyanın ana maddesi olan dört unsurun kendisinden doğduğu kaynaktır.[90]

Aşk, ucu bucağı görünmeyen bir denizdir.[91] 

Aşk, uçsuz bucaksız bir denizdir.[92]

Aşk, ucu bucağı bulunmaz derin ve ulu bir denizdir.[93]

Aşk, rahmet dalgalarıyla dalgalanan ki, dünyaya bulutlar yollayan, yakınlarına inciler yağdıran bir denizdir.[94]

Aşk, gökyüzünün üzerinde köpük olduğu bir denizdir.[95]

Aşk, akıp gönüle dökülen denizden ayrılmış bir koldur.[96]

Aşk, başlangıcı bilinmeyen sırlarla dolu bir deryadır.[97]

Aşk, ateşi söndürülemeyen yüce bir ışıktır.[98]

Aşk, yüceltilmiş bir ışıktır.[99]

Aşk, gecelerin ışığıdır.[100]

Aşk, bir ışıktır.[101]

Aşk, gönül açıklığıdır, gönüllerin ışığıdır.[102]

Aşk, sonsuz-sınırsız bir dünyadır.[103]           

Aşk, hiçbir korku ve umudun olmadığı emin bir yerdir.[104]

 

           b- Olumsuz Sayılabilecek Etkileriyle Aşk Betimlemeleri

 

ba. Yüklemi fiil halinde olan

Aşk, dileği, isteği, yapıp yapmamak arzusunu, iradeyi-ihtiyarı terk etmektir.[105]

Aşk, asılarak darağacında yaşamaktır.[106]

 

bb. Yüklemi fiilimsi olan

Aşk, dîvâneliktir.[107]

Aşk, insanı zincire vurduran bir çeşit deliliktir.[108]

Aşk, adamı aptallaştırandır.[109]

Aşk, kişinin kendinden geçmesidir.[110]

Aşk, dileği kesen, iradeyi alandır.[111]

Aşk, her şey değiştiren, dönüştüren bir güçtür.[112]

Aşk, çaresizliktir.[113]

 

bc. Yüklemi isim şeklinde olan

Aşk, ilacı olmayan bir derttir.[114]

Aşk, kendisi de, dili de garip olandır.[115]

Aşk, soluğu ateşli bir ejderhadır.[116]

Aşk, bakırı altın eden bir kimyadır.[117]

 

bd. Yüklemi soyut isim şeklinde olan

Aşk, kadın ve erkeğin aklını çelen, fikrini alan (bir güç)tür.[118]

Aşk mekânsızlık âleminde (yedi cehennemin, kıvılcımından bir duman olduğu) kızgınlık madenidir.[119]

 

 be. Yüklemi soyut olan

Aşk, (erkeğin, kadının aklını çelen, fikrini alan bir büyü olsa da) âlemin eminliği, adalet-düzenidir.[120]

 

           c- Olumlu ve Olumsuz Etkileriyle Birlikte Aşk Betimlemeleri

ca. Yüklemi fiil halinde olan

Aşk, dileği, isteği, yapıp yapmamak arzusunu, iradeyi, ihtiyarı terk etmektir.”[121]

Aşk kendinden ve varlıktan geçmektir.[122]

Aşk, şişeyi kırmak, şişeciye (Allah'a) sarılmaktır.[123]

Aşk, iradeyi-ihtiyarı, dileği-isteği terk etmektir.[124]

Aşk, göğe uçmak, her solukta binlerce perdeyi yırtmaktır.[125]

Aşk, öldürür.[126]   

  

cb. Yüklemi fiilimsi olan

Aşk, coşmadır, kaynamadır, sararmadır, solmadır, çağlamadır, ağlamadır; ibrettir, can genişliğidir.[127]

Aşk akıllı-uyanık insanı, seçilmiş padişahları, hür kişileri öldürendir.[128]

 

cc. Yüklemi sıfat şeklinde olan

Aşk, kendisi ap-ak, benzi ise kırmızı olandır.[129]

 

cd. Yüklemi isim şeklinde olan

Aşk, hem sel, hem harman; hem neşe, hem dert, hem de gamdır.[130]

Aşk, konuşmayan ama gösteren bir aynadır. [131]

Aşk, âşıkların gönüllerinin kanını içen bir arslandır.[132]

Aşk, tüm bir varlıktır; hem taç, hem zincirdir.[133]

 

ce. Yüklemi soyut isim şeklinde olan

Aşk, tatlılıktır, aklı baştan alan ışıktır, nurdur.[134]

Aşk, aşağılık kişilerce bir gösteriş, bir şehvet ama ileri gidenlerce pek büyük, evveline evvel olmayan bir nurdur.[135]

Aşk, hiç kimsenin aklıyla, düzenle yahut deliliğe vurarak kurtulamadığı bir tutsaklıktır.[136]

Aşk, kişiyi alçaltan, ama alçalttıkça yücelten bir haldir.[137]

Aşk, kişiyi hem yaralayan, hem şifa veren; hem bulanıklaştıran, hem arı-duru bir hale getiren; hem üşüten, hem ısıtan; hem ağlatan, hem de güldüren bir derttir.[138] 

         

cf. Yüklemi tabiî varlıklara benzetme şeklinde olan

Aşk, suyu ateş, dalgası inci (sır) olan dipsiz bir denizdir.[139]

Aşk, hangi perdenin ardında gizlendiği belli olmayan ama bir baş gösterdi mi de göğe dek her yanı, kavgası-gürültüsü dolduran bir güneştir.[140]

Aşk, ancak can sevgisinin yol bulabildiği, gönülleri yakıp yandıran bir güneştir.[141]

 

         d- Negatif (olumsuzlama/selbî) Dille Aşk Betimlemeleri

 

da. Yüklemi fiil ve fiilimsi olan

Aşk, değer biçilmeyendir.[142]          

Aşk, insan eseri, insan îcâdı olan bir şey değildir.[143]

Aşk, yıkıklıktan başka bir şey istemeyen; hiçbir âfetten öğüt almayandır.[144]

 

db. Yüklemi isim şeklinde olan

Aşk, hile de değildir, düzen de![145] 

Aşk ne büyüdür, ne oyunbazlık.[146]

Aşk, oyuncak değildir.[147]

Aşk, yalan bir söz, kuru bir ses değildir…[148]

 

dc. Yüklemi soyut isim şeklinde olan

Aşk içi, özü, açılacak bir sır değildir.[149]

Aşk, güzel bir hâkimdir; zalim değildir.[150]  

Aşk, şehvet değildir.[151]

Aşk, âvâre olmak değildir.[152]

 

dd. Yüklemi soyut olan

Aşk, masal değildir, göktendir, gökten!.[153]

 

de. Yüklemi tabiî varlıklara benzetme şeklinde olan

Aşk, ne önü, ne sonu, ne de bir mekânı olandır.[154]

Aşk önü kesilebilen bir sel değildir.[155]        

 

Sonuç

Mevlânâ'nın eserlerinde,aşkın, mantık kurallarına uygun bir şekilde tanımının yapılamadığına, bunun yerine aşkın, birbirinden güzel örnekler sunularak, çeşitli şekillerde betimlendiğine şâhit olmaktayız. Aşkla ilgili bu betimsel ifadeleri veya tanıtımları, olumlu, olumsuz etkileriyle, her iki etkisiyle ve negatif (selbî) dille aşk betimlemeleri olmak üzere dört grupta toplamak mümkündür. Bu gruplar da kendi içlerinde, yüklemleri fiil, fiilimsi, sıfat, isim, soyut isim, soyut ve tabiî varlıklara benzetme yoluyla olan aşk betimlemeleri şeklinde ayrıma tabi tutulabilir. Etkileri bakımından bu betimlemelerin yetmiş yedi tanesi olumlu, on altısı olumsuz, yirmi biri karışık, ondördü de negatif (selbî) yolla yapılan aşk betimlemeleridir ki bunların hepsini topladığımızda Mevlânâ'da tam 128 aşk betimlemesi ile karşılaşmaktayız. Bu tasnif içerisinde ağırlığın, olumlu etkileriyle aşk betimlemelerinde toplanması dikkat çekicidir.

Mevlânâ aşkı çeşitli şekillerde betimlemeye çalışsa da, sonuç olarak, aşkın cihanda kapalı kalmış bir sır, kapalı sırları açıklamaya çalışmanın ise gereksiz ve boş sözden ibaret olduğunu söyler. O, aşkla ilgili tüm söylenenlerin aşkın daha iyi anlaşılmasına katkı vereceği kanaatinde değildir.Aşk konusunda söz veya dil yetersiz, akıl da âciz kalınca, bu konuda onun pratik teklifi, aşkı yine aşkın anlatmasıdır.

Mevlânâ kendisini ve izleyenlerini sükûta zorlasa da,coşan gönlüne söz geçirememiş, kendisini zapt edememiştir. Ziraaşk insanı hem susturur, hem söyletir. Hele aşk delisi olunca, sükût bir türlü becerilemez. Aşkın şiddeti karşısında âşık dayanamaz konuşur, hem de uzun uzadıya. Biz de son söz olarak diyoruz ki, iyi ki o konuşmuş. Eğer konuşmasaydı; zor da olsa halini, derdini, yolunu anlatmasaydı bugün biz, bütün dünyanın hayran olduğu Mevlânâ Külliyatı gibi zengin bir hazineye nasıl sahip olabilecektik? 
 


* Yazının tümü için bakz. Emiroğlu, İbrahim, "Mevlânâ'da aşkı İfade Etme İmkânı veAŞK  Betimlemeleri", DEÜ. İlâhiyat Fakültesi Dergisi, İzmir 2009, Sayı: XXVII, Yıl: 2008, ss. 1-40.

[1]Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Dîvân-ı Kebîr, Çeviren ve Hazırlayan: Abdulbâki Gölpınarlı, (Kültür Bakanlığı Yayınları), Ankara, 1992, c. V, s. 69, b. 815.

[2] Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Rubâiler, Çev. Nuri Gençosman, M. E. B. Yay., İstanbul, 1974, c. II, s. 189, b. 925.

[3] Mevlânâ, insanın beşeri aşka tutulmasının da Allah'ın dilemesiyle gerçekleştiğini ve âlemde her şeyin çiftini aradığını, bu yönelişin ise tabii olduğunu dile getir. (Mevlânâ Celâleddin Rûmî,  Mesnevî, Çev. Veled İzbudak (M.E.B. Yayınları), İstanbul, l99l, c. III, s. 359-361, b. 4401-4420.)

[4] Rubâiler, c. I, s. 56, b. 267; s. 44, b. 206; c. II, s. 332, b. 1598; Dîvân, c. V, s. 320, b. 3880-3881.

[5] Rubâiler, c. I, s. 77, b. 370

[6] Rubâiler, c. I, s. 82, b. 394

[7] Mesnevî, c. I, s. 294, b. 3686; c. II, s. 54, b. 705-710.

[8] Mesnevî, c. II, s. 54, b. 700-704.

[9] Mesnevî, c. IV, s. 5, b. 80. Ayrıca bkz.Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Fîhi Mâ Fîh, Çeviren: Meliha Ülker Anbarcıoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1990, s.188. [(Geçici aşk herhangi bir şeye gönül vermektir. Sûfilerce bu aşk da iyidir. Çünkü seven adamda, varlık benlik bırakmaz, âdeta onu gerçek aşka hazırlar. Bu bakımdan “Mecaz (yani geçici aşk) hakikatin köprüsüdür” demişlerdir. İnsanda gerçek aşk, yani Allah'a âşık olmak tecelli edince o, artık güzele değil, güzelliğe âşık olur ve mutlak güzelliği her şeyde görür. Sonucu, kendi mevhum varlığı kalmaz, Mutlak ve Gerçek Varlık'la var olur ki bu da birliğin gerçekleşmesi demektir. Dîvân, c. I, s. 406. (Çevirenin açıklaması)]

[10] Aydın, Mehmet S. “İkbal'in Eserlerinde Mevlân┠Mevlânâ ile İlgili Yazılardan Seçmeler, der. Vedat Genç, İstanbul,1994, s. 35.

[11] Mesnevî, c. III, s. 247, b. 3034. Mevlevî âyinleri, güfteleri itibariyle genellikle Hz. Mevlânâ'nın ilâhî aşkı işleyen âşıkane gazelleriyle, Mesnevî'sinden seçilmiş bu konudaki beyitlerin bestelenmesinden meydana geldiği için hemen tamamen aşk konusunu işler. Bunlar arasında, “Beste-i Kadîm” adıyla tanınan ve ilk üç Mevlevî âyininden biri olan Hüseynî âyininde yer alan ve daha sonra pek çok âyinde de tekrar edilmiş olan, güftesi Mevlânâ'ya nispet edilen, şu çeviri kıtası

Âh mine'l-aşk ve hâlâtihi                       Ah güzelin aşkına hâlâtına

Ahraka kalbî bi harârâtihi                      Yandı yürek aşk harârâtına

nazare'l- aynü ilâ gayriküm            And içerem gayrı güzel sevmezem

Üksimü billahi ve âyâtihi                       Allah'a ve Allah'ın âyâtına

pek meşhurdur ve aşk konusunun âyinlerde nasıl önemli bir yer tuttuğunun da en açık ifadesidir. (Uzun, Mustafa, “Aşk (Edebiyat, Kültür ve Sanat)”, T.D.V. İslâm Ansiklopedisi, c. IV, s. 21)

[12] Dîvân,c. II, s. 6, b. 30.

[13] Dîvân, c. III, s. 402, b. 3880

[14] Dîvân, c. I, s. 8, b. 15.

[15] Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Macâlis-i Sab'a (Yedi Meclis), Çeviren ve Hazırlayan: Abdulbâki Gölpınarlı, Konya, 1965, s. 43.

[16] Rubâiler, c. II, s. 249, b.1206.

[17] Dîvân, c. II, s. 137, b. 2562.

[18] Dîvân, c. VII, s. 211, b. 2676.

[19] Dîvân, c. I, s. 263, b. 2476.

[20] Dîvân, c. I, s. 288, b. 2669.

[21] Dîvân, c. I, s. 289, b. 2675.

[22] Dîvân, c. VII, s. 361, b. 4674.

[23] Öztürk, Yaşar Nuri, Mevlânâ ve İnsan, İstanbul 1997, s. 129.

[24] Rubâiler, c. I, s. 12, Rubâi: 49.

[25] Sen aşık olmadıysan, sevgi nedir, bilmiyorsan;

Yürü git, ot otla; eşeksin sen !. (Mevlânâ Celâleddin Rûmî, Mektuplar, Çev. ve Haz.: A. Gölpınarlı, İstanbul, 1963, s. 95, Mektup: LXI).

[26] Dîvân,c. I, s. 29, b. 226.

[27] Dîvân, c. IV, s. 12, b. 72.

[28] Dîvân,c. II, s. 137, b. 1106; c. VII, s. 207, b. 2627.

[29] Dîvân,c. I, s. 373, b. 3420.

[30] Dîvân, c. I, s. 373, b. 3419-3420.

[31] Dîvân,c. V, s. 321, b. 3886.

[32] Dîvân,c. V, s. 321, b. 3887.

[33] Fih, s. 215.

[34] Dîvân, c. III, s. 467, b. 4468; c. IV, s. 176, b. 1630-1634.

[35] Dîvân, c. V, s. 321, b. 3885-3886.

[36] Dîvân,c. II, s. 137, b. 2562.   

[37] Mesnevî, c. V, s. 314, b. 3855.

[38] Rubâiler, c. I, s. 72, Rubâi: 343.

[39] Dîvân,c. II, s. 137, b. 1106.

[40] Dîvân,c. V, s. 117, b. 1322.

[41] Dîvân, c. V, s. 117, b. 1322.

[42] Dîvân, c. IV, s. 176, b. 1630.

[43] Rubâiler, C. I, s. 120, Rubâi: 588. (Can ve cihan, keder ve üzüntülerle bulaşsa bile yine ter temiz kalır. Çünkü aşk temizleyicidir.)

[44] Dîvân, c. V, s. 63, b. 748.

[45] Dîvân, c. VI, s. 123, b. 1116.

[46] Divân, c. VII, s. 314, b. 4034.

[47] Dîvân, c. V, s. 278, b. 3268.

[48] Dîvân, c. VI, s. 207, b. 2028.

[49] Mesnevî, c. VI, s. 80, b. 971; c. V, s. 179-180, b. 2185, 2187.

[50] Dîvân, c. I, s. 158, b. 1490.

[51] Dîvân, c. V, s. 376, b. 4911.

[52] Dîvân,c. III, s. 402, b. 3880.

[53] Dîvân, c. IV, s. 353, b. 3414-3416.

[54] Dîvân, c. I, s. 155, b. 1461.

[55] Dîvân, c. IV, s. 176, b. 1635.

[56] Dîvân, c. II, s. 31, b. 254.

[57] Dîvân,c. VII, s. 207, b. 2629.

[58] Dîvân, c. V, s. 99, b. 1137, 1139.

[59] Dîvân, c. IV, s. 254, b. 2429-2430.

[60] Dîvân, c. V, s. 342, b. 4257.

[61] Dîvân, c. IV, s. 187, b. 1748.

[62] Dîvân, c. V, s. 128, b. 1467.

[63] Dîvân, c. V, s. 300, b. 3580.

[64] Dîvân, c. III, s. 372, b. 3627.

[65] Dîvân, c. IV, s. 187, b. 1747.   

[66] Mevlânâ, bu beyitte “Adem oğullarını üstün ettik (İsrâ, 17/70) âyetini iktibas eder. Yani aşk, insanı diğer canlılardan ayıran değerli ve önemli bir kıstastır.” Dîvân, c. III, s. 91, b. 698.

[67] Dîvân, I, s. 168, b. 1577.

[68] Rubâiler, c. I, s. 66, b. 315.

[69] Dîvân, c. I, s. 373, b. 3419. (Yüklem, izâfet terkibi halinde, isim tamlaması şeklinde gelmiştir.)

[70] Dîvân, c. IV, s. 390, b. 3747.

[71] Dîvân, c. II, s. 290, b. 2375.

[72] Mesnevî, c. I, s. 9, b. 110.

[73] Dîvân,c. IV, s. 334, b. 3233.

[74] Dîvân, c. I, s. 373, b. 3419.

[75] Dîvân,c. VII, s. 207, b. 2627.

[76] Dîvân, c.III, s. 91, b. 698.

[77] Dîvân, c. III, s. 251, b. 2363.

[78] Rubâiler, c. I, s.13, b.53; s. 72, b. 343.

[79] Dîvân, c. IV, s. 358, b. 3457; c. V, s. 195, b. 2253-2254.

[80] Dîvân, c. IV, s. 178, b. 1649.

[81] Dîvân, c. VI, s. 134, b. 1241. (Aşk çileydi de! Lafzî olarak bakıldığında tezat gibi gözükebilir.)

[82] Dîvân, c. II, s. 457, b. 3889.

[83] Dîvân, c. V, s. 342, b. 4257.

[84] Dîvân,c. V, s. 117, b. 1322.

[85] Dîvân, c. I, s. 168, b. 1578; Rubâiler, c. II, s. 246, b.1193.   

[86] Dîvân, c. III, s. 69, b. 495.

[87] Dîvân,c. IV, s. 197, b. 1843;c. VII, s. 384, b. 4984.

[88] Dîvân,c. VII, s. 314, b. 4034.

[89] Dîvân,c. VII, s. 384, b. 4984.

[90] Dîvân, c. III, s. 426, b. 4101.

[91] Rubâiler, c. I, s. 46, b. 216.

[92] Dîvân, c. I, s. 8, b. 13.

[93] Rubâiler, c. II, s. 202, b. 987.

[94] Dîvân, c. III, s. 456, b. 4367.

[95] Mesnevi, c. V, s. 314, b. 3853.

[96] Dîvân,c. VII, s. 315, b. 4035.

[97] Rubâiler, c. II, s. 202, b.987.

[98] Dîvân, c. I, s. 168, b. 1577.

[99] Dîvân, I, s. 168, b. 1577.

[100] Dîvân, c. I, s. 47, b. 403.

[101] Dîvân, c. V, s. 424, b. 5760.

[102] Dîvân, c. V, s. 117, b. 1322; s. 228, b. 2645.

[103] Dîvân, c. VI, s. 197, b. 1910.

[104] Dîvân,c. V, s. 128, b. 1467.

[105] Dîvân, c. II, s. 312, b. 2562.

[106] Dîvân, c. III, s. 372, b. 3628.

[107] Dîvân, c. II, s. 438, b. 3693; c. IV, s. 211, b. 1965; s. 280, b. 2692-2699; s. 300, b. 2896-2901.

[108] Dîvân, VII, 166, b. 2107.

[109] Dîvân, c. I, s. 277, b. 2587.

[110] Dîvân, c. III, s. 438, b. 4208.

[111] Dîvân, c. VI, s. 328, b. 3366.          

[112] Aşk her şeyi değiştirir, Ermeni'yi bile Türk yapıverirler. (Dîvân, c. V, s. 214, b. 2464.)

[113] Rubâiler, c. I, s. 10, b.35; s. 100, b. 485; II, s. 181, b. 889; Dîvân, c. I, s. 55, b. 497.

[114] Dîvân,c. I, s. 29, b. 226.

[115] Dîvân, c. V, s. 67, b. 793.

[116] Dîvân, c. IV, s. 323, b. 3117.

[117] Dîvân, c. IV, s. 178, b. 1649.

[118] Dîvân, c. III, s. 159, b. 1397.

[119] Mesnevî, c.VI, s. 367, b. 4607.

[120] Dîvân, c. III, s. 159, b. 1397.

[121] Dîvân,c. II, s. 312, b. 2562.

[122] Dîvân,c. IV, s. 187, b. 1740; Mesnevî, c. III, s. 245-246, b. 3019-3029; c.V, s. 103-104, b. 1242-1247.

[123] Dîvân,c. II, s. 137, b. 1113.

[124] Dîvân,c. II, s. 312, b. 2562.

[125] Dîvân,c. V, s. 321, b. 3885.

[126] Dîvân, c. III, s. 8, b. 9; s. 266, b. 2553. (Aşk, öldürür ama sevgilide diriltir ve yaşatır. Bunun için bir anlamda olumsuz gibi görünse de o, bir bakıma olumlu etki gücüne sahiptir.)

[127] Dîvân, c. V, s. 144, b. 1665-1669.

[128] Dîvân, c. II, s. 341, b. 2839-2845.

[129] Dîvân,c. V, s. 128, b. 1466.

[130] Dîvân, c. I, s.109, b. 1016.

[131] Dîvân, c. III, s. 279, b. 2695.

[132] Dîvân, c. III, s. 172, b. 1523.

[133] Dîvân, c. II, s. 31, b. 254.

[134] Dîvân, c. VI, s. 331, b. 3396-3402.

[135] Dîvân,c. III, s. 266, b. 2550.

[136] Dîvân, c. III, s. 172, b. 1529-1531.

[137] Dîvân, c. IV, s. 131, b. 1164.(Bu betimleme, paradoksal bir ifade görünümündedir.)

[138] Dîvân, c. V, s. 463, b. 6339. (Bu betimleme de, üsteki gibi paradoksal bir ifade görünümündedir.)

[139] Dîvân, c. IV, s. 197, b. 1843-1844.

[140] Dîvân, c. IV, s. 254, b. 2431-2432.

[141] Dîvân, c. IV, s. 74, b. 637.

[142] Dîvân, c. V, s. 376, b. 4921.

[143] Bunun aksine insan aşkın eseridir. “Görünüşte aşk, benden doğmuş gibi görünüyorsa da inanma, sen, gerçek olarak şunu bil ki aşk, beni doğurmuştur.”(Dîvân, c. III, s. 69, b. 495)

[144] Dîvân, c. III, s. 121, b. 1019.

[145] Dîvân, c. V, s. 63, b. 751.

[146] Dîvân, c. I, s. 55, b. 499.

[147] Dîvân, c. VI, s. 54, b. 463.

[148] Rubâiler, c. I, s. 163, b. 805.

[149] Dîvân, c. IV, s. 140, b. 1254.

[150] Dîvân, c. IV, s. 334, b. 3229.

[151] Rubâiler, c. I, s. 26, b.119; Dîvân,c. III, s. 266, b. 2550; c. VI, s. 262, b. 2633.

[152] Dîvân, c. II, s. 37, b. 294.

[153] Dîvân,c. VII, s. 458, b. 5956.

[154] Dîvân, c. II, s. 307, b. 2524.

[155] Dîvân, c. I, s. 60, b. 535.

 

 

 

Bu yazı toplam 4037 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI